Adnan El-Kaysi’yi Tanır Mıydınız?
AÄŸustos 15, 2008
Saddam Hüseyin’in mutlak iktidarını kurduÄŸu yıllardı. Ülkede savaÅŸ hali sürekli ayakta tutuluyor, petrolden gelen gelirler savaşın finansmanına gidiyordu. Tarihi etnik ve mezhep ayrımları, çaÄŸdaÅŸ üretim iliÅŸkilerinin geliÅŸmediÄŸi ülkede çok canlıydı. Saddam’ın asker-sivil eliti, köklerini Babil krallarına vardıran bir tarih icat ederek ‘Irak milliyetçiliÄŸi’ni egemen kılmayı seçti. Ordu, dolayısıyla silah, dolayısıyla ‘zor’ ellerindeydi… Her yeri bayraklarla donattılar, son Babil Kralı Saddam’ın resimlerini her yere astılar…
Milliyetçilik deyin, ulusalcılık deyin, işte o şeyin öteki yüzü, kendilerinden olmayana karşı katı bir düşmanlıktı. Yabancıların hepsi emperyalistti, Baas asker-sivil elitinden olmayanlar, hatta zaman zaman Baas içindeki klikler bile emperyalizmin işbirlikçisiydi. İktidar, sürekli dış düşman yaratarak ayakta duruyordu.
Elbette ülkeler arası spor karşılaÅŸmaları da emperyalizmin oyunuydu. Iraklı sporcular bu turnuvalara katılırsa mutlaka emperyalistlerin oyununa getirilir, yenik düşürülürlerdi…
O zaman ne yapmak gerekirdi? Irak’ta ‘temiz’ dünya ÅŸampiyonaları düzenlemek gerekirdi.
‘Emperyalist spor literatürü’ yazmaz ama yıllarca Irak’ta ‘Dünya Pankreas (Amerikan GüreÅŸi) Åžampiyonaları’ düzenlendi. Parayla deÄŸiÅŸik milliyetlerden pankreasçılar BaÄŸdat’a getiriliyor, Baas seçkinlerinin bizzat izlediÄŸi maçlarda kapıştırılıyorlardı. Ülkede hayat duruyordu… Maçlar sonunda Iraklı güreşçi ile Amerikalı bir güreşçi finale kalıyor, ilk raunda Amerikalı güreşçi üstün geliyor ama maç sonunda yarattığı kahramanca ve mucizevi silkiniÅŸle Iraklı güreşçi dünya ÅŸampiyonluÄŸuna ulaşıyordu. Iraklı güreşçinin adı Adnan El-Kaysi’ydi.
Sevimli bir adamdı. Saddam onu bütün törenlerde yanında oturturdu. Sonra ne oldu bilmiyorum. Belki bir ‘temizlik harekâtı’na kurban gitti, belki hayatta kalma içgüdüsüyle baÅŸka bir ülkeye kapağı attı… Eceliyle öldüyse bu da bir teselli sayılabilir.
Irak ÅŸimdi asıl emperyalist iÅŸgal altında ama ülke ‘onurlu bir barış ve bağımsızlık’ için mücadele yoluna giremiyor… Bir zamanlar Saddam’ın oÄŸlunun döverek, hapislere atarak motive ettiÄŸi ulusal futbol takımları belki de bütün bu geçmiÅŸle ödeÅŸircesine gerçekten Asya Åžampiyonu oldu. Ancak bu kez ‘güç gösterisi’ derdindeki yeni koalisyon hükümeti futbolcuların kendi kaderlerini belirlemelerine izin vermedi.
Sibel’leri, Nurcan’ları yaratan…
Türkiye, Saddam’ın Irak’ı olur mu? Hemen ‘Olmaz’ demeyin. 12 Eylül’ü hatırlayın. Darbe planlarını bir kez daha okuyun. Kendilerine ister milliyetçi, ister ulusalcı desin, varlıklarını sürdürmek için ‘emperyalist iÅŸgal’den, diyelim Yunan ordusunun bir kez daha İzmir’e çıkmasından medet umanlar var. Tarih 1919′da takılmalı.
Onlara göre Türk ve Sünni olmayan her unsur emperyalizmin aleti… Ülke hep savaÅŸ durumu içinde tutulmalı. Åžaka deÄŸil, Kıbrıs müdahalesinden ve ardından GüneydoÄŸu’daki çatışmalardan bu yana ülke savaÅŸ ortamında. Böyle olunca OrtadoÄŸu’daki emperyalist stratejilerin parçası olmaktan kurtulamıyorsunuz.
Kaybedilen canlara deÄŸer biçilemez tabii. Onlar toplumsal vicdanımıza gömüldüler ve sürekli sızlıyorlar… Öte yandan savaÅŸ durumunun finansmanı, ülke cari açığından, yani tüyü bitmemiÅŸ yetimin boynundaki dış borçtan fazla. Askeri harcamalar, eÄŸitim ve saÄŸlık bütçelerinden büyük. Bu kaynak insana ve üretime aktarılsaydı ülke çaÄŸdaÅŸ üretim iliÅŸkilerine geçebilir, bugün ‘Türkiye düşmanı’ ilan edilen birçok Batı ülkesiyle, birçok alanda gerçekten yarışabilirdi.
‘Yalnız ve sevgili’ ülkemize haksızlık da etmeyelim. Türkiye geliÅŸmek ve herkesle üzerinde anlaşılmış koÅŸullarda yarışmak kararını vermiÅŸ, bu yola girmiÅŸ bir kere… Çünkü geçmiÅŸinde özgürlük, demokrasi ve insanca yaÅŸam için verilmiÅŸ birçok mücadele var.
Bunun için ülkede düzmece şampiyonalar falan düzenlenemiyor. Oyunun evrensel kurallarını kabul ediyor ve kalkıp yedi düvelle aynı oyunda yarışıyorsunuz. İsviçre maçında olduğu gibi işi saldırganlığa dökenler oluyor ama yine de genelde yenilgiyi kabulleniyor, bir sonraki maça daha iyi hazırlanıyorsunuz.
İşte bunun için Sibel Özkan gibi pırıl pırıl bir kadın, kendi gücüne güvenerek ve çalışarak Olimpiyad kürsüsüne çıkıyor. İleride kürsüye çıkamayacak olsalar bile binlerce Sibel’e umut oluyor. İşte bu yüzden bir Nurcan Taylan, sırf durumu kurtarmak için hazırlanmadan Olimpiyad’a götürülmesine tepki veriyor. ‘Mucize olmaz’ diyor.
İşte bunun için, kadının kapanarak toplumsal yaşantıda yer almasını vaaz
eden anlayıştaki bir iktidar, çağdaş spor giysileri içinde yarışan Sibellere sarılıyor.
Gökkuşağının renkleri
Elbette dünya sorunsuz bir yer deÄŸil. KüreselleÅŸme, ulusal bölünmelerin sorunları üzerine yeni sorunlar ekledi. Olimpiyadlara bakın. Hâlâ ülkeler arası güç gösterisinin alanı burası… Madalya sayıları, kazanmak, hatta rekor kırmak her ÅŸeyin üzerinde. İnsan unsurunu hiçe sayarak büyümeyi hedefleyen Çin çevre kirlenmesini, toplum üzerindeki baskıları gizleyerek ‘üstün robotlar’la baÅŸarı peÅŸinde…
En çok madalya kazanan üçüncü ülke hâlâ DoÄŸu Almanya… O da 1990′ların başında dünyadan silindi. Anlayın madalya sayısı ile ülkenin saÄŸlıklı toplumsal yapısı arasındaki iliÅŸkiyi…
Olimpiyadlar öteden beri uluslararası politikanın alanıydı. Bazı ülkeler, baÅŸka ülkeleri bahane ederek oyunları boykot ederdi. Uluslararası Olimpiyad Komitesi (IOC) de genellikle aciz kalırdı… Åžimdi iÅŸin içine sponsorlar ve yayıncı kuruluÅŸlar girmiÅŸ durumda. İşi ‘biyonik insanlar’ın rekor kırdığı kronometreye bakılan bir televizyon gösterisine çevirdiler. Biyonik insanların hükmünün tam geçmediÄŸi takım sporlarının zaten dünya ÅŸampiyonaları
var. Uzun ve orta mesafe ile bayrak yarışları bir ölçüde seyir zevki veriyor insana.
Ülkeler arası anlaÅŸmazlıklar konusunda aciz kalan IOC, sporcuların seslerini yükseltince acımasız… Çünkü sporcular birer robot olmak zorunda! 1968 Olimpiyadı’nda ABD’li 200 metreciler Smith ve Carlos’un madalya kürsüsünde, siyah eldivenli yumruklarını kaldırarak yaptıkları protestoyu hatırlayın. Ülkeler arası anlaÅŸmazlıkların tersine, sporcuların kendi hükümetlerini hedef aldığı bir eylemdi bu. Onların ırkçılığa karşı çıkışları her yerde ezilenlerin gönlünü okÅŸadı. Ancak IOC ve yerel federasyonlar, iki siyah koÅŸucuya ve onları destekleyen kürsüdeki beyaz Avustralyalı sporcu Norman’a hiç acımadı… Bugün de sporculara, yani bu iÅŸin vazgeçilmez emekçilerine söz hakkı tanımıyorlar.
İşte Türkiye sadece karşılaÅŸmalarda deÄŸil sporun küresel sorunlarında da taraf olmalı. Uluslararası karşılaÅŸmalar milliyetçiliÄŸi körüklüyor ama bir yandan da çözülmesine yol açıyor. Bakın birçok ülke ulusal takımında baÅŸka milliyetten sporcular var. Tamam bunda biraz yarışmaya katılma uyanıklığı var ama zamanla bu sınırlar gevÅŸeyecek, bayraklar deÄŸiÅŸime uÄŸrayacak…
Pekin Olimpiyad Oyunları’nın ‘Tek Dünya Tek Rüya’ sloganı bir hayal bence. Üstelik ‘tek dünya’ lafı faÅŸizan bir ton taşıyor. Sporda teklik olmaz, çokluk olur. Saddam ÅŸampiyonaları söz konusu deÄŸilse yarışmak için baÅŸkalarına gereksinimiz var. Zamana karşı yarışsanız bile. Sporun bayrağı gökkuÅŸağının renklerinden.
Sayın İbrahim Altınsay’a ve Altınsay’ın yazılarını Futbolistan.net ile paylaÅŸan Radikal Gazetesine teÅŸekkür ederiz.
İbrahim Altınsay kategorisine ait diğer yazılar.
- Ortada kuyu mu var?
- Oh be Denizli varmış, Wenger varmış
- Bir iki forvet yetmez, üç dört beş olsun...
- Ben sizin bildiğiniz ‘Biz’den değilim
- Böyle buyurdu Yusuf
- Sağbeki Linderoth Olanın Şampiyonlar Ligi’nde işi ne?..
- Türk Gibi Büyük Bayraklı
- Ne Kork, Ne Bekle
- Emre Döner, Nihat dönmez
- Yaşayanlara Mücadele Etmek Kaldı
- Tuncay Şanlı’dan ön libero olur mu?
- Hem küpeli, hem barışçı, hem de bilgili
- Organize Kaos
- Anne benim milli takımım kim?
- Atıl Kurt'a Kaptanlık Bandı Takılırsa
- Akıllara Zarar
Popülerlik: 3%
Etiketler: Adnan El-Kaysi, Amerikan Güreşi, İbrahim Altınsay, Irak, Milliyetçilik, Petrol, Saddam Hüseyin
Yorumlar
Kim yazmak istemiÅŸti?
