Haiti depremi aslında sözün bittiği andır. Konuşmanın gereksizliği yerine yardım çabalarının aldığı, yardımdan uzaktaysan da gönül bağının orada olduğunu belirtmek ahlaki bir vicdandır.
İşte öyle bir vicdan ki bizim ile gelişmişliğin ince kırmızı çizgisinin ortaya çıktığı vicdandır.
Hafta sonu Avrupa’dan seyrettiğim tüm lig maçlarında ve Afrika Kupası’ndaki maçlarda başlama vuruşundan önce orta yuvarlakta toplanan iki takım oyuncuları ve hakemler tüm seyirciyle beraber gönül bağlarının Haiti’de olduğunu belirtmeye çalıştılar.
O sadece bir saygı duruşundan ibaret değil…
O, ne olduğunu anlamanın ve çaresizliğin özründen başka bir şey değil.
Ama aynı zamanda büyük bir sorumluluktur.
O sorumluluğu hissettiren neydi acaba?
İşte bizimle özellikle Avrupa futbolu arasındaki spor anlayışının farkıdır.
Futbol ne kadar endüstrileşse de içindeki ahlaki kavramları unutmamak sanırım sporu algılama farklılığı olarak bizim önümüzde durmaktadır.
Peki, bizimkiler hafta sonu ne yaptı?
Dijiturk’e şükranlarını sunan flamalar ile sahaya çıktılar: “Teşekkürler Digiturk.”
Ne için bu teşekkür?
Hiçbir şekilde kalite olarak hak edilmeyen paranın verilmesinden dolayı…
312 milyon doları…
Sporu algılamamızdaki ince kırmızı çizgi; Dijiturk flamasıdır.
Dijiturk flaması kazanılan paraların şükranı olarak taşındı.
Avrupa liglerindeki maçlarda ise saygı duruşu ‘insanlık’ adına yapıldı.
İşin komik tarafı; Türkiye futbolu bir türlü Avrupa futbolu ve gelişmiş diğer futbol alanları gibi kaliteyi artıran endüstriye ulaşamazsa da para konusundaki hassasiyeti inanılır gibi değil.
Buradaki bakış açısı devletlerin Haiti üzerindeki yıllarca sürdürülen emelleri veya devletlerin şu süreçteki yardımları değil.
Sadece spor anlayışının algılanmasındaki doğruluk veya yanlışlıktır.
Spor camiasındaki herkesin belirli oranda misyonları vardır. İster bunun farkına varsınlar ister varmasınlar; toplumlar bu misyonun getirilerini görmek ister.
Özellikle sporun sevgi ve barış alanı olduğunun beklentisine cevap verilmek zorunluluğu vardır.
Eğer bu beklenti karşılanamazsa şiddet bu boşluğu doldurmak için hazır kıta olarak kapının önünde beklemektedir.
İşte bu etik davranıştaki ayraçlara herkesin sahip olması öyle bir zorunluluk ki tarifi bile yok.
Federasyon Başkanı,
Kulüpler Birliği Başkanı,
Kulüp Başkanları,
Teknik direktörler,
Sporcular, hepsi önce ‘insan’, sonra ‘spor insanı’.
Spor insanı olmanın öğretisi yoktur. O sadece sporu algılamadaki kültür bütünlüğüdür. Beklentilerin cevabı ancak bunun varlığına veya yokluğuna bağlıdır.
Sporun içerik algılanmasından başka bir şey değildir.
Ya vardır.
Ya yoktur.
Bu süreç, flama ile saygı sunumu arasındaki tercih kadardır.
Müslüm Gülhan
İlk yorum yapan siz olun!
Daum Sendromu, Aziz Yıldırım ve Dede
Kulüplerin neden Alman çalıştırıcı ile çalışmak istedikleri açıktır… Başkanla uyumlu çalışırlar… Dışarıya kolay kolay demeç vermezler… Paralarını aldıkları sürece sorun çıkarmazlar… Tabi ki bu özellikler Türkiye’de...
Spor Siyallaşırsa şiddet kaçınılmaz olur
Avrupa’da yaşanan sosyal değişimleri yaşamamız bizim kendimize has bir demokrasi anlayışımızın oluşmasına neden oldu. Tabiî ki bunun adına demokrasi demek komik olur ama maalesef bizde böyle işliyor. Durum bu olunca ortaya büyük bir...
‘Ben kendi kaderimin efendisiyim’
28 yıl hapis cezası, 28 yıl aynı hücrede kalmak… Ömrü boyunca kendi rengindeki insanların katledilmesini görmek… Ve sonunda dışarıya çıkınca farklı renkte ki ”O” insanlar ile aynı yaşamı paylaşmayı başarmak. Hem de Devlet...
Hiddink ile yazılıp çizilenlere baktığımızda; haklılık ve haksızlıklarla ilgili birtakım saptamalar yapmak mümkündür. Tabii bu saptamalar kendimizi bağlayan gerçekleri oluşturur… Mahmut Özgener için Hiddink ismi çok şey ifade...
Uzun süreden beri ulusal takıma yapılan aramalar sonuç verdi ve Guus Hiddink ile anlaşmaya neredeyse varıldı ki şükürler olsun. Bu konuda biraz kafa yormak gerekir diye düşünüyorum çünkü beraberinde birçok tartışmalar bugün olduğu...
Futbolcular işçi, TEKEL şampiyon
Çocukluğumdaki futbol hastalığının en iyi rehabilite edilme şekillerinden biri de İstanbul amatörler şampiyonasıydı. Yani namı diğer sekizler şampiyonasıydı. Hatırladığım kadarıyla; TEKEL, Gedikpaşa, Süleymaniye Sirkeci, Dikilitaş,...
İhalenin parasal boyutunun büyüklüğü kadar, hayali de iyi etki yarattı ki hâlâ yazışmalar devam etmekte. Meblağdaki açık öyle büyük ki yazar, çizer tayfası neyi nereye koyacağını şaşırdı. Dikkat ettiniz değil mi, açık dedim?.. Çünkü...
Futbolumuzdaki Cari Açık: Altyapı
Üçüncü haftadır Türkiye futbolunun altyapısı ile ilgili yazı yazıyorum. Sebebi, tabii ki konu bulma sıkıntısı veya ara dönemi değerlendirme değil. Tamamen ihtiyaç nedeniyle didiklemeye devam ediyorum. İşin gerçeği de… Nasıl etmeyeyim...
Başlıktaki ‘ahenge’ sonra dönmek üzere şu A2 olayına biraz değinmek istiyorum. Bu sistemin yani A2’nin, İngiltere’den ithalinin anlamı Rezerv Lig’dir, yani A Takımda kadroya giremeyenler ile genç takımdaki yetenekli oyuncuları...
Casillas, 17 yaşında Real Madrid’in kalesine geçti. Fabregas, 17 yaşında Arsenal’de ilk on bir oynamaya başladı. Rooney 19 yaşında M United’da ve İngiltere Milli Takım’da oynamaya başladı. Ronaldo, 17 yaşında M Unıted’a transfer...
Geçen haftaki yazıma FB’nin resmi sitesinden cevap verildi. Başlığı...
Kulüplerin neden Alman çalıştırıcı ile çalışmak istedikleri...
Baştan söyleyeyim. “Fener, Bursa ya da başka takım düşmanlığı...
Aynı statta başka şeyler de izlemiştik biz. Güzel şeylerdi....
Geçtiğimiz Çarşamba günü oynanan Şampiyonlar ligi karşılaşmalarından...