Euro 2008’e kendi parasıyla giden var mı?
index.php

Euro 2008’e kendi parasıyla giden var mı?

Haziran 23, 2008

Euro 2008′e kendi parasıyla giden var mı?

Önce Mutlu Tönbekici için bir iki cümle…
Beni tanımıyor belli.
‘DiÄŸerleri’ gibi zannediyor.
Bu da belli.
Yani…
‘DiÄŸerleri’ düşünsün.
***
Bugüne kadar ne bir sponsor davetine gittim, ne de bir basın gezisine…
Bodrum’dakine de gitmedim.
Dolayısıyla Mutlu Hanım’ın Bodrum’da gördüğü ben, ben deÄŸilim.
Açmıyor beni avantacılarla beraber uçmak, yemek içmek.
***
Geçen hafta Mutlu Hanım’ın yazısından alıntı yaparak Euro 2008′e giden avantacı lavantacı takımını eleÅŸtirdim.
O ‘takım’ı.
Bavullar hep hazır, telefon çaldığında hooop gidiyorlar.
ÇoÄŸu ne niye gittiÄŸini biliyor, ne nereye gittiÄŸini…
***
Nedense ortalık karıştı benim yazıdan sonra…
Nedense…
Bu avantacılar gidip, yiyip içip dönüyorlar.
Her türlü vıcıklığı yapıyorlar.
Yazarak da ödüyorlar…
Bunu biri yazınca da bozuluyorlar.
Görevli gidenlerinkini saymazsak, İsviçre’den çıkan doÄŸru dürüst bir yazı yok.
Ya saat, ya fondü-mıhlama ya çikolata…
İsviçre bu kadar değil.
Gidenlerin çoğu bu kadar.
Hem…
Bu avantacılar nerde ne yediklerini içtiklerini yazmışlar.
En önemlisini yazmamışlar; ne nerede kaç para?
Herkesin onlar gibi yazarak ödeme şansı yok.
***
Gazetecinin gelişimine katkı sağlayacaksa bu tip gezilere götürülmesi gerektiğine inanıyorum.
Sponsorların medyatikleri götürüp getirmesine de lafım yok.
Giden memnun, götüren memnun.
Bana ne?
***
Hocaların ,profesörlerin, anlı şanlı yazarların, bir telefonla bavulu kapıp yola düşmesini anlamıyorum.
Altı üstü 1000-2000 euro …
Değer mi bu kadar maskaralığa?
Bir de utanmadan sıkılmadan anlatıyorlar yaşadıklarını.
Aileleri, arkadaşları da mı uyarmıyor bunları?
Milletin bunlar yüzünden sıtkı sıyrıldı gazetecilerden.
***
Mutlu hanım söyle yazmış;
… En ünlüsünden en dış kapının mandalına kadar hemen herkes basın gezilerine bayıla bayıla gidiyor, binlerce lira deÄŸerinde hediyeleri seve seve kabul ediyor…
…Hatta saÄŸdan soldan duyup da beÄŸendiÄŸi bir gezi varsa kendini zorla davet ettirenler bile var…
…Bir bakıyoruz çok meÅŸhur bir marka çanta göndermiÅŸ, bütün kızların kolunda. Bir bakıyoruz biri cep telefonu göndermiÅŸ bütün köşecilerin elinde. Bir bakıyoruz biri yine son model bir MP3 çalar yollamış, yine herkesin kulağında. Bilgin Gökberk’e o gün kızdım ama düşününce avanta lavanta olayı hakikaten almış i-pod’unu gitmiÅŸ durumda….
***
Teşekkürler Mutlu hanım.
Sonu iyi bitti hiç olmazsa.
***
Gidenlerin arasında kendi parasıyla giden var mı?
Sponsor aradığında “teÅŸekkür ederim istemiyorum” diyen var mı?
Varsa bir mail atarsa yayınlarım.
Görevli olarak çalıştığı kurum tarafından gönderilen arkadaÅŸlarımızı bu iÅŸlerin dışında tutuyorum tabii…
***
Ve bir örnek…
-Vizeniz var mı Bilgin bey?
-?
-Vizeniz vizeniz… (anlamadım zannediyor)
-Niçin soruyorsunuz?
-Sizi İsviçre’ye göndermeye karar verdik de…
Anam babam bile beni bir yere göndermeden önce, gider misin diye sorardı.
***
Hakan Artış’ın üslubuna, davet ederken gösterdiÄŸi zerafete hayranım.
***
Sponsor kiÅŸiyi deÄŸil, kurumu davet etmeli.
***
Olli’yle baÄŸlayalım…
AB Komisyonu’nun GeniÅŸlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn 7 Haziran’daki Portekiz-Türkiye maçını TFF’nin davetlisi olarak izlemiÅŸ. Komisyon olaya el koymuÅŸ.
Faturaları istemiş.
Ödüyorlar.
***
Bu kadar avantacının lavantacının arasında Olli’nin yaptığı normal.
Nokta.

Analar ve oÄŸullar2000′lerin başında reklamcılar çarpıcı ‘12 dev adam’ ı yaratırken bir ÅŸeyi atladılar…
12 adamın kimi dev değildi kimi adam.
Devlerin bazıları adam deÄŸildi,adamların bazıları da dev …
Bilboardlarda dev olanlar en öndeydi.
Reklamlarda da …
Dev olmayanlar da hep en arkalarda…
Analar babalar fena halde bozuldular bu duruma.
Saha dışında huzur muzur kalmadı. Saha içinde zaten yoktu.
***
Bu değerli oyuncu grubunu bize bir şey kazandırmadan kaybettik. Reklam, sponsoru ve reklamcıyı abat ederken, takımı berbat etti.
Hazır değildi basketbol bu reklama.
***
Ve…
Alt yapılardan başlıyor felaket.
Ana babalar, antrenörden daha iyi bildiğine inanıyor.
Hepsi oÄŸullarının hakkının yendiÄŸine de…
***
Bir yaz turnuvasında oğluna faul yapan rakibini sahaya girip itip kakmıştı bir ana.
Sonra öbür ana da girdi içeri.
***
Analarımızın babalarımızın durumu bu.
***
Efes’in Avrupa’yı kasıp kavurduÄŸu o dünlerde dünya Örs’ü överken, oÄŸulları oynamayan analar babalar ona sövüyorlardı.
Her hafta bunları yaşardık, aynı tribündeydik ailelerle.
Örs’ün manevi oÄŸlu Naumoski, takımın yıldızı olmasına raÄŸmen, nasibini alırdı bu tepkilerden. Anaların ne yıldız umurundaydı ne takım, oÄŸulları söz konusu olduÄŸunda.
***
Åžu anaların olduÄŸu reklam gelelim…
İyi reklam.
Arda’nın annesine “evet anne, 4-4-2 oynuyoruz” dediÄŸi reklam da iyiydi .
Gerçekti .
Bir anne bunu merak eder.
Ama…
Bir işin içine ana ve ananın yüreği bu kadar sokulursa herkes her şeye hazırlıklı olmalıydı.
İlk önce de Terim.
***
Åžu anda oÄŸulları oynamayan bütün anneler Terim’e neler söylüyor kim bilir.
Normal bu.
Hoca da normal karşılamalı.
KeÅŸke “anaları bu iÅŸe karıştırmayın” diye gazeteciler yerine sponsora söyleseydi Terim.
Anaları bu işlere karıştırmasaydı.
İşler de karışmasaydı.
Geç kaldı.
***
Bu reklama da futbol hazır değilmiş. Ne futbolcular, ne analar, ne teknik direktör.
Şaşırdım.
Bunu tahmin etmezdim.
***
Ve anneleri tutmak zor, bu saatten sonra.

Sayın Bilgin Gökberk’e ve Gökberk’in yazılarını Futbolistan.net ile paylaÅŸan Milliyet Gazetesine teÅŸekkür ederiz.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Popülerlik: 10%

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Yorumlar

Kim yazmak istemiÅŸti?