Organize Kaos
Haziran 13, 2008
Pierre van Hooijdonk harika yorumlar yapıyor Lig TV’de. Türkiye golü yedikten sonra spiker Melih Åžendil’e not uzatıyor örneÄŸin: “Maç 0-0 mı, neden savunmadayız?” Maçtan sonra soruyorlar: “Takımda en çok Tuncay ve Aurelio koÅŸmuÅŸ, ne dersin?” “Normal” diyor Hollandalı: “Aurelio tutacağı adamı bulmak için saÄŸa ve sola koÅŸuÅŸturdu durdu, Tuncay da top almak için kendi kalesine doÄŸru.”
Rakip şaşırır, biz şaşırmayız
Van Hooijdonk’un en güzel tanımlaması Portekiz’in oyunuyla ilgili: ‘Organize kaos’… İşte total futbolun günümüzdeki son durağı…
Portekiz 4-3-3 gibi diziliyor ama herkes her role soyunuyor, sürekli deÄŸiÅŸiyor. Kendileri için düzenli ve örgütlü, rakip için içinden çıkılmaz bir karmaÅŸa…
Türkiye maçında baktılar ofsayta yakalanıyorlar, Ronaldo ve Simao içe ve geriye kat etti, arkadan adam çıkardılar. İki gol de böyle oldu. Bosingwa saÄŸaçık gibi oynadı…
Ve Moutinho… Pres yapıyor, onsekizinden top çıkarıyor, uzun pas-kısa pas yapıyor, oyun kuruyor, ÅŸut atıyor… İkinci goldeki asisti turnuvanın flaşı bence. İşte çaÄŸdaÅŸ orta alan oyuncusu bu: Hem 10, hem 5, hem de 9 numara…
Portekiz yine de kupayı kaldıramayabilir. Kupanın öyle ilkel bir statüsü var ki, güzel futbol yetmiyor, önce gol yememeniz gerek. Sert bir takım çıkıp Portekizlileri bezdirebilir, penaltılarla eleyebilir.
Bakın Fransa-Romanya maçına… Romanya alan daralttı, koÅŸtu, toplara bastı. Takım gücü olarak daha iyiydi. Favori bir takıma karşı korkmadan nasıl oynanacağını gösterdiler. SavaÅŸkan oyuncu Chivu “no name” arkadaÅŸlarını iyi yönetti… Üç beraberlikle gruptan çıkarlarsa sakın ÅŸaşırmayın!
Fransa 1998′den bu yana futbolun öncü hattındaydı. Romenlerin karşısında atakta dış bekleri öne atıp 2-4-4 gibi oynadılar.
Solda Malouda ile Benzema, saÄŸda Ribery ile Anelka’nın yer deÄŸiÅŸtirmesi gerekiyordu ama Benzema ve Anelka birbirini bozdu.
DeÄŸiÅŸikliklerden sonra 4-2-3-1′e döndüler ama fayda etmedi. Çünkü orta alan dinamizm ve hız üretemedi. Lig yorgunu gibiydiler. Hala Makalele’ye bel baÄŸlıyorlar. Deschamps-Vieira-Petit-Zidane gibi bir orta saha sadece tatlı bir anı
Portekiz kadar kaotik olmasa da hareketli ve hızlı bir düzen içinde oynayan bir baÅŸka takım Almanya… 2006′dan beri göze hoÅŸ gelen bir futbol oynuyorlar zaten. Eski Alman futbolu gibi basit ama daha özgür… 4-3,5-2,5 gibi diziliyorlar. Polonya karşısında Podolski idi yarım orta alan, yarım forvet… Savunma önündeki altılı birbirinin içine geçiyor.
Atakta en az 4, zaman zaman da dışbekle beraber 7 kiÅŸiler… Frings hem sert, hem akışkan, hem atlet, hem teknik. Tam bir savaÅŸkan orta saha… Löw dış bekler dahil atak formasyonlu ve iÅŸtahlı futbolcular koymuÅŸ takıma… Organize hız üretiyorlar.
Yarı seksi futbol
Bu yazıyı bitirirken turnuvanın ÅŸu ana kadar- ki en zevkli maçını izledim: Hollanda-İtalya… İki hoca da Sacchi’nin ‘ultra moderno’ Milan’ından takım arkadaşı…
Oynatmaya çalıştıkları futbolda hocalarından izler var. Ne ki İtalya ölgün bir kopyasıydı çağdaş futbolun.
Yaşlı kadro yorgunluktan adım atamaz durumdaydı. Orta üçlü hızlı rakip karşısında geriledi, savunmacılar onsekizlerine devrildi.
Türkiye kadar yavaÅŸ oynadılar. DiziliÅŸiniz, oyun niyetiniz ne olursa olsun iÅŸ hızla baÅŸlıyor, hızla bitiyor… İtalya turnuvalara kötü baÅŸlıyor, sonra açılıyor ama böyle oynayacaklarsa hiç açılmasınlar.
Önceki kupalarda Hollanda benim hep favorimdi. Michels-Sacchi bileÅŸiminin çaÄŸdaÅŸ bir yeniden üretimini bekliyordum Van Basten’den. Güçsüz orta alanları beni yanıltmıştı. Eleme maçlarına bakıp favorilikten düşürdüm onları… Demek bugüne hazırlanıyorlarmış.
Hollanda’yı tanımlamak için bir baÅŸka Hollandalı’nın deyiÅŸini ödünç alacağım: Seksi futbol. Ama takımın yarısı için. Takımın gerideki yarısı tam bir Isparta disiplini içinde oynuyor. Van Basten, Van Bronckhorst hariç geri dörtlüye fizikli adamlar koymuÅŸ. Önlerine de alanlarından ayrılmayan iki sert defansif orta saha.
Bunlar katı bir düzen içinde rakibi karşılama ve bitirme görevini üstleniyorlar.
Sonra Van Nistelrooy’un arkasındaki Kuyt-Van der Vaart-Sneijder üçlüsü baÅŸlıyor resitale…
Rakibin kanatlarını kapatıyorlar, dışbekleriyle birlikte savunmaya geliyorlar. Atakta ise inanılmaz hızlı ve yer değiştirerek dalışlar yapıyorlar.
Van Bronckhorst da onlara katılıyor. İkinci ve üçüncü gollerinde hız sınırını aştılar.
Tıpkı Portekiz’in ikinci “ÅŸimÅŸek gol”ü gibi. Seksi futbol bu olmalı.
Ne ki kalıplı ama ağır savunma elemeli turlarda baÅŸlarına iÅŸ açabilir. Nitekim Grosso ve Del Piero yüklenince, o tarafı savunan, bu arada Toni’yi kollayan Boulahrouz’u kenara almak zorunda kaldı Van Basten.
Van Der Sar da hep formda olmayabilir.
Yine de ilk altı maçta futbol gözümü ve gönlümü onlar okşadı. Portekiz ve Almanya ile birlikte. Gerisi olsa da olurdu, olmasa da.
Örgütlü olmak şart
Yine de söylemeliyim. Polonya, Hırvatistan, Çekler, İsviçre ve hattâ Avusturya futbolun ‘organize’ tarafını becermiÅŸ. Ortak paydaları futbolun ABC’sine sadık, basit bir top oynamaları… Ama örgütlü futbolun üzerine serbest vezin doÄŸaçlama futbol koyamıyorlar. Ortak eksileri bu…
Romanya, favori denen rakibine karşı örgütlü futbolun en iyi örneğini verdi. Hırvatlar daha teknik ama dayanıksız.
Avusturya’nın savunması ağır ama takım savaşıyor. Ofsayt tuzağına fazla güvenen Polonya, Almanların eski hâli gibi. İsviçre de öyle…
Frei’ın talihsiz sakatlanmasından sonra atakta çeÅŸitlilik üretebildiler. Yine de orta alan ve savunmada yavaÅŸlar… Çekler, 4-1-4-1′den 4-3-3′e çok akışkan dönüyor. Özellikle de Koller çıkınca. Golü atan Sverkos gibi gezgin forvetler çıkarmaya devam ediyorlar.
Ve ilk kez,
top Çek kalesine gelse de kaleciyi izlesek diyorum. O kalecinin adı Cech.
Avro ‘08′de ÅŸu ana kadar izlediÄŸim tek organize olmayan takım Türkiye…
Aynı zamanda en yavaş oynayan, en çok gereksiz ve anlamsız hareket yapan takım. Masa başında pek karmaşık, pek gelişkin taktiklerden, sistemlerden söz ediliyor ama sahaya yansıyan tam bir çorba.
Üstelik sadece Portekiz maçında böyle deÄŸil. Terim döneminin ilk hazırlık maçı olan Almanya karşılaÅŸması dışında hep böyle Türkiye…
Kazandığı ve kaybettiÄŸi maçlarda da…
Savunma yapmaktan rakibe faul yapmayı anlıyoruz. Portekiz’in faul sayısı 10, bizimki 24…
Gökhan Zan’ın Simao’ya, Aurelio’nun Nani’ye hareketleri kırmızı kartlık.
Öteki fauller de hamlede gecikildiÄŸi için kemiÄŸe yapılmış fauller…
Ataktan anladığımız ise Semih’i oyuna sokup orta çizgiden top ÅŸiÅŸirmek…
Portekiz’in ne oynadığını rakipleri çözemiyor, bizim ne oynadığımızı en baÅŸta kendi futbolcularımız…
Onun için yabancı futbol kamuoyu “ne yapacağı belli olmaz” diye tanımlıyor Türkiye’yi…
Ayıp olmasın
Türkiye, ‘Ya herru ya merru’ diye saldırarak ve rakiplerin hatalarından yararlanarak buralara geldi. Burada da ÅŸansa ev sahibinin seri başı olduÄŸu gruba düştü.
Portekiz dışındaki takımlardan her biri ikinci olacak kapasitede. Yani gruptan çıkabiliriz.
Çıkabiliriz de,
bu oyun kalitemizle futbola ayıp olmaz mı?
Sayın İbrahim Altınsay’a ve Altınsay’ın yazılarını Futbolistan.net ile paylaÅŸan Radikal Gazetesine teÅŸekkür ederiz.
İbrahim Altınsay kategorisine ait diğer yazılar.
- Türk Gibi Büyük Bayraklı
- Adnan El-Kaysi’yi Tanır Mıydınız?
- Ne Kork, Ne Bekle
- Emre Döner, Nihat dönmez
- Yaşayanlara Mücadele Etmek Kaldı
- Tuncay Şanlı’dan ön libero olur mu?
- Hem küpeli, hem barışçı, hem de bilgili
- Anne benim milli takımım kim?
- Atıl Kurt'a Kaptanlık Bandı Takılırsa
- Akıllara Zarar
Popülerlik: 5%
Etiketler: Benzema, Chivu, Deschamps, İbrahim Altınsay, Lig TV, Malouda, Melih Şendil, Moutinho, Petit, Pierre van Hooijdonk, Seksi Futbol, Türkiye Portekiz, Türkiye-İsviçre, Van Basten, Van Bronckhorst, Vieira, Zidane
Yorumlar
Kim yazmak istemiÅŸti?
