<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Futbol Gazetesi - Futbolistan.net &#187; Beşiktaş yazıları</title>
	<atom:link href="http://www.futbolistan.net/tag/besiktas-yazilari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.futbolistan.net</link>
	<description>Futbol Gazetesi, Futbol Haberleri, Dünya Futbolu, Türk Futbolu, Şike</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 16:37:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Spor yazarlarından Turgay Demir &#8216;e tepki</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/nihat-kahveci-turgay-demir-erhun-ates-16648.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/nihat-kahveci-turgay-demir-erhun-ates-16648.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 May 2011 15:30:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>efecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beşiktaş Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Futbol Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Spor Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ajansspor]]></category>
		<category><![CDATA[atıf keçeci]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Postası]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Erhun Ateş]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat kahveci]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Kahveci Turgay Demir]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Kahveci yumruk]]></category>
		<category><![CDATA[Yemen Ekşioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım demirören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=16648</guid>
		<description><![CDATA[Konyaspor-Beşiktaş maçı sonrası Nihat Kahveci ve gazeteci Turgay Demir'in kavgasına son noktayı Demir'in meslektaşı Erhun Ateş koydu. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><a href="http://www.futbolistan.net/images/haber/nihat-kahveci-tartisma1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-16649" title="Nihat Kahveci Tartışma" src="http://www.futbolistan.net/images/haber/nihat-kahveci-tartisma1-280x140.jpg" alt="" width="280" height="140" /></a>Konyaspor-Beşiktaş maçı sonrası Nihat Kahveci ve gazeteci Turgay Demir &#8216;in kavgasına son noktayı Demir &#8216;in meslektaşı Erhun Ateş koydu.</h1>
<p><strong>İşte Erhun Ateş &#8216;in ajansspor&#8217;da yayımlanan yazısı;</strong></p>
<p>İki yıl önce kantarın topuzu kaçınca alınmasına karar verilen ve günler süren ikna turlarından sonra tekrar Beşiktaş’a kazandırılan Nihat Kahveci’nin son günlerde yaptıkları ortada.</p>
<h2>Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim.</h2>
<p>Nihat kardeşim lütfen bana da bir yumruk at. En acilinden meşhur olmak istiyorum. Bunu senden, hayatındaki ilk televizyon röportajını yapan bir abin olarak istiyorum.<br />
Şiddetle yumruğa ihtiyacım var. Esirgeme bunu abinden.</p>
<h2>Neyse.. Gerçekçi olmak gerekirse;</h2>
<p>Bu çocuk Türkiye’den gittiğinde, İspanya’da bizim gururumuz olmadı mı ?. Oynadığı futbolla tüylerimizi diken diken etmedi mi ?..</p>
<p>2008 Avrupa Şampiyonası’nda yaptıklarından sonra, kendini bu alemde Türk olarak gören herkesi hıçkırıklara boğmadı mı ?..</p>
<p>İspanyolcayı bir-iki sene içinde şakır şakır konuşup, reklamlarda karşımıza çıkmadı mı ?..</p>
<p>Doğru, dürüst ve mütevazi yaşantısıyla hep sansasyondan uzak durmadı mı ?..</p>
<p>Şimdi ise eleştirilen bir konumda.</p>
<h3>Neymiş efendim.. Aldığı parayı hak etmiyormuş..</h3>
<p>Buna kimse karar veremez. En fazla Nihat’a verilen paraya yazık der geçersin. Daha fazla da bir şey söyleyemezsin.. Laf edeceksen, bu çocuğun sakatlığının bilinmesine rağmen bu transferi yapanlara edeceksin.</p>
<p>Hakkı-hukuku yargılamak bizlerin işi değil. Kulüp bu adamı almış, getirmiş. Parasını az ya da çok vermiş. O verenlerin sorunu. Bizlerin değil. Ailton’a, Kleberson’a, bastonla gelen Ricardinho’ya veya geçen sezon oynayıp oynamadığı belli bile olmayan bir gurbetçi kaleciye bu kulüp 500 bin euronun üzerinde para vermedi mi ?.. Son aylarda futbolculuğu tartışılan Nobre bile yılda 2 milyon 200 bin euro almıyor mu ?..</p>
<p>Bunların muhasebesini niye yapmıyorsun !. Asıl konu bu. Bunu araştır. Bunu yaz. Veya futbolun bir Show-Business olduğunu idrak et ve verilen paraya pula fazla kafayı takma.</p>
<p>Unutmadan; bu çocuk beni alın diye Beşiktaş’ın kapısını aşındırmadı. Fenerbahçe’nin yıllar önce yaptığı müthiş teklifleri Ben Beşiktaşlıyım, olmaz diyerek geri çevirmedi mi ?.</p>
<p>İzmir Efes Oteli’nin suit odasında, bu çocuk daha fazla baskılara dayanamayarak Beşiktaş’a evet demedi mi ?.. Çıksın Nihat kendisi anlatsın o günleri. Kesilen pastaları, patlatılan şampanyaları ve çekilip servis yapılan resimleri.</p>
<p>Şimdi gelelim konunun detayına.. Beşiktaş’ın Konyaspor deplasmanına yazar kategorisinde 3 kişi gitmiş. Biri Yemen Ekşioğlu, biri Atıf Keçeci. Bir diğeri ise son günlerin reklam yıldızı..</p>
<p>Yazı yazan adam basın tribününde işini bitirdi mi, çıkar ya uçağına gider ya oteline. Bir yazarın ne işi var takım otobüsünün dibinde. Konya’ya 3-5 gitmişliğim vardır. İçini de iyi bilirim, stat düzenini de..</p>
<p>Bizim basın tribünü ile, deplasman takımının çıkacağı yer arasında en az 50-60 metre var. Stat kompleksinin içinde bulunan TSYD’ye ait sosyal tesis ise 20-30 metre mesafede. Eğer uçağa yetişecek olsan ve muhabirini bekliyorsan oraya gitmene sözüm yok. Ama senin ve tüm gazetecilerin uçağı bir gün sonra. Yani senin orada işin ne ?. Sen yazarsın..</p>
<p>Yaz yaz yaz.. Sonra da tahrik eder misali adamın dibine kadar git.</p>
<p>Bir de “Q7 iki tane çaksa” gibi bir cümle var. Bunu duyduğu iddia edilen iki gazeteci ve bir futbolcu var. Nihat’a kim söylemiş, ne demiş beni ilgilendirmiyor ama, her insanın da bir dayanma kapasitesi var. Atıf Keçeci’nin ve Yemen Ekşioğlu’nun gitmeye bile gerek görmediği otobüsün orada bulunmak olayların başlamasına çanak tutmakla eşdeğer.</p>
<p>Şimdi Nihat Kahveci ya da başka bir oyuncu senin aldığın parayı hak edip etmediğini Twiter’da veya orda burada yazsa sen bozulmaz mısın !..</p>
<p>Valla biri babamdı.. Diğer ikisi de baba yarım gibiydi. Kazım Kanat, Vedat Okyar ve İlker Ateş. Bilselerdi meydanın bu kadar boş kalacağını, bu hayatta kalmak için daha çok mücadele ederlerdi.</p>
<p>Dikkat: Celal Kolot’un sadece futboldan iyi anladığını bilirdim. Sevgili Kolot beni yanılttı. Çünkü adamdan da anlıyormuş.</p>
<p><strong>Final Cümlesi: </strong>Geçtiğimiz yıllarda Şeref Tribünü içinde Başkan Yıldırım Demirören tarafından yerin dibine sokulan ve sözlü saldırıya uğrayan Kartal Yiğit için ve yine 4-5 sene önce Malmö’de 4-1 kazanılan maçtan sonra Çağdaş Atan’ın, TRT ve ülkenin önde gelen haber ajanslarına, Basri Baykoç ile rahmetli bir gazeteciye bu galibiyeti alaylı bir şekilde armağan etmesi sonrası TSYD nerdeydi. Niye o zaman da bu gazetecilere sahip çıkılmadı. Hoş, İstanbul Şubesi’nin kınamadan haberi bile yok. Kim mi dedi.. Şubeden birileri..</p>
<p><strong>Erhun Ateş / Ajansspor</strong></p>
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=16648&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/nihat-kahveci-turgay-demir-erhun-ates-16648.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karar Zamanı</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/karar-zamani.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/karar-zamani.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Jan 2010 08:27:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[İbrahim Altınsay]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Alt-Yapı]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Başkanlık Seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Genel Kurul]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Liverpool]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Altınsay yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=5505</guid>
		<description><![CDATA[Siyaset hakikatler ve olgular üzerinden yapılır. Muktedirler ise çoğu kez hakikatlere ve olgulara doğrudan karşı çıkmazlar. Kavramların içini boşaltarak yaparlar bunu. Beşiktaş Genel Kurulu’na dört gün kaldı. Tepetaklak olmuş kavramları konuşmanın tam zamanı. Aslında öteki kulüplerde ve memlekette durum pek farklı değil.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siyaset hakikatler ve olgular üzerinden yapılır. Muktedirler ise çoğu kez hakikatlere ve olgulara doğrudan karşı çıkmazlar. Kavramların içini boşaltarak yaparlar bunu.<br />
Beşiktaş Genel Kurulu’na dört gün kaldı. Tepetaklak olmuş kavramları konuşmanın tam zamanı. Aslında öteki kulüplerde ve memlekette durum pek farklı değil.</strong></p>
<p><strong>KURUMSALLAŞMA:</strong> Seçim zamanlarının en sihirli lâfı&#8230;<br />
Bazıları buna şirketleşmeyi de ekliyor. İster şirket, ister kamu yararına dernek olsun, spor kulüpleri toplumsal fayda üreten birer kurum&#8230;<br />
Böyleysen her şeyden önce kişilerin iradelerinden bağımsız kurallara göre çalışacaksın.<br />
Gelirin, giderin belli olacak. Birbirini karşılayacak. Gelirini saçmayacak, büyüteceksin. Ödeyebileceğin kadar borçlanacaksın. Bir dediğin öteki söylediğini tutacak.</p>
<p>“Paralı adam lazım”, “İstediğim gibi para veririm, istediğim gibi alırım” dersen orada kurumsallaşmadan değil, olsa olsa ‘kumarlaşmadan’ söz edilir.<br />
Hem de parayı saçanın hiç kaybetmediği, kulübün hep kaybettiği bir kumardan.</p>
<p>Beşiktaş Başkanı, “Mali açıdan Liverpool’u, Real Madrid’i geçtik” diyebiliyor.<br />
Kötü misal örnek alınmaz ama var mı o kulüplerde bile 5.5 yıl içinde borçları 10 katına çıkarmak, var mı şahıslara borçlanmak, “Paramı alır giderim” diye tehdit sallamak?<br />
Var mı kulübün kaynaklarını üç kuruş için çarçur etmek, kulübün gelecekteki gelirlerini yüksek faizle kırdırmak? Var mı 10’a aldığınız futbolcuyu bedava yollamak ama bonservisini gelecek yönetime ödetmek?</p>
<p>Daha önemlisi kurumsallaşmış yerde neyin yapılacağı bellidir, neyin yapılmayacağı da. Önce iktidarda olanlar kendilerini kurallarla sınırlar. Orada güven olur. Her şey, ikide bir ağız değiştiren bir başkanın iki dudağı arasında olmaz. Sana olan güveni kaybedersen sonunda herkesi düşman görürsün, top oynamaktan bile korkar olursun.</p>
<p>Kurumsallaşmış bir kulüp “Aman Kongre öncesi olası puan kaybından yırttık” diye, geçen cumartesi İnönü’yü öyle yalandan temizler gibi yapar mıydı?</p>
<p><strong>PROFESYONELLEŞME:</strong> Sihirli kavramlardan biri de bu. Sanki Marslılar gibi, uzayın derinliklerinden profesyoneller gelecek ve sorunları ışınlı değnekleriyle bir anda çözecek!<br />
Kulüpler profesyonellerin yetişmesine izin vermiyorsa, onlara çalışma hakkı tanımıyorsa nasıl ortaya çıkacak profesyoneller?</p>
<p>Kulüplerde profesyoneller zaten var. İşte teknik direktörler ve futbolcular&#8230;<br />
Bakın onlara nasıl davranıyorsunuz.<br />
Sözleşmesini bile okumadan yoluna kırmızı halı serdiğiniz adamları ilk yenilgide yolluyor, çuvalla tazminat ödüyorsunuz. Havalimanında omuzlarda getirttiğiniz futbolcuları yarım sezon sonra yollamak için cambazlıklar yapıyorsunuz.<br />
Bonservisine 7 milyon avro saydığınız Delgado’ya çürük raporu almaya çalışıyorsunuz. Başka kulübe gitmeyen futbolcuya baskı yapıyorsunuz. Futbolculara “Alacağım yoktur” yazıları imzalatıyorsunuz.</p>
<p>Çalışanınıza köle muamelesi yaptığınız yerde profesyonellikten söz edilir mi? “Daha iyiyiz” denilen yabancı kulüplerde, futbolcu ücretleri üç ay gecikmeli ödensin bakalım, nasıl kulüp kayyuma teslim ediliyor, 10 puanı siliniyor.</p>
<p><strong>ALTYAPI: </strong>Bu kadar altı üstüne getirilmiş başka kavram var mı acaba?<br />
Her sene 10-15 futbolcu getirir, bir o kadar da yollamaya çalışırsanız altyapıya neden ihtiyacınız olsun ki!<br />
Arada bir göstermelik bir altyapı futbolcusu oynatacaksınız da millet buna inanacak mı?<br />
Kadroda 6+2 yabancı bulundurduğunuz bir sistemde genç futbolcuyu nereden bulacak, nasıl yetiştireceksiniz, nerede oynatacaksınız?</p>
<p>Futbolu, transfer oyunu, daha doğrusu oyuncağı haline getirdiniz. Transfer yaparak günü kurtaracağınızı sanıyorsunuz. Borçlar bu hesapsızlığın sonucu.<br />
Beşiktaş yönetimi parmak hesabını bile şaşırıp yabancı sayısını 9’a çıkardı. Şimdi kimi yollayacağız diye kara kara düşünüyorlar.<br />
Tabata’yı yollamaya cesaret edemeyince kabağı, geçen yıl iki kupada büyük katkısı olan Tello’nun başına patlatacaklar gibi.</p>
<p><strong>STAT:</strong> Kuru büyüklüklerle övünen, daha doğrusu avunan bir toplum olduk ya, sıkıştığınızda patlatın “Yeni ve modern stat” vaadini&#8230; Alelacele çizilmiş resimleri de proje diye etrafa dağıtın.<br />
O stadı hangi finansmanla yapacaksınız, nasıl işleteceksiniz, nasıl dolduracaksınız, belli değil. Büyük maçlar dışında İnönü Stadı’nın yarısı bile dolmuyor.<br />
Aklı başında taraftar yıllardır İnönü’ye gitmeye, gidince futbol tadıyla bir maç izlemeye hasret. VIP tribününe bile hatırla bedava adam alıyorsunuz ama Derbiler’de Açık Tribün bilet fiyatlarını on misline çıkartıp fırsatçılık yapıyorsunuz&#8230; (Öteki ‘Büyükler’ farklı mı? Modernliğiyle böbürlenilen Saraçoğlu’nun zemini utanılacak durumda. Maç günü trafik felaket&#8230;<br />
Devletin toplu konut kurumu, otoyolun kıyısında Galatasaray’a stat yapıyor. Ali Sami Yen’de 15 bin ortalamayı zor bulan yönetim 55 bin kişilik kapasiteyle övünüyor).</p>
<p>Stat denince beton, demir ve loca mı aklınıza geliyor sadece. Tamam, loca yapıp kulübün gelirlerini artırın ama stat dediğiniz yer sadece bir bina değil. Taraftarın kalbinin attığı, anılarının ürediği yer. Hayatının parçası&#8230; Beşiktaş’ın öncelikli meselesi yeni stat değil, taraftarının gönül rahatlığıyla maç izleyeceği, “Evim” diyeceği bir “Şeref Bey Stadı”.</p>
<p><strong>TARAFTAR:</strong> Stattan geldik taraftara&#8230; VIP tribününde puro çiğneyenlerin desibel olarak gördükleri, yeri geldiğinde “en büyük taraftar” diye kuyrukçuluk yaptıkları, yeri geldiğinde bir mal gibi kalitesini yükseltmekten söz ettikleri, onunla da onsuz da olunmayan kitleye&#8230;<br />
Beşiktaş gibi kulüpleri benzersiz yapan iki şey var; taraftarı ve tarihi&#8230; Madem ‘para her şey’ o zaman bastırın parayı yaratın bir Beşiktaş daha&#8230;</p>
<p>Taraftarın özgür iradesinden korkan yönetimler, kendine bağlı ‘profesyonel taraftar’ yaratarak tribünleri yönlendirmeye çalışıyor. Taviz üzerine taviz vererek ‘imtiyazlı bir kesim’ yaratıyor.</p>
<p>İşine gelmeyince ya bilet fiyatlarını yükseltiyor, ya da taraftar arasında çatışmalar çıkartıyor.<br />
Olmuyor taraftarın üzerine adam saldırtıyor, pankartlarını yasaklıyor, özgürlüğüne gem vurmaya çalışıyor&#8230; “En büyük taraftar” sonunda “küfürbaz taraftar” oluveriyor.</p>
<p>Bütün bu tartışmalar arasında güme giden bir hakikat var: Taraftar kitlesinin iradesinin kulüp yönetimlerine demokratik biçimde yansıması hep engelleniyor.</p>
<p>***</p>
<p>Tribünde ve tribün dışında taraftar “Yeter” diyorsa Beşiktaş’ta ciddi bir yönetim krizi ve güven sorunu vardır artık. Yüksek üyelik giriş ücreti ve grup çıkarları yüzünden taraftarın iradesini tam yansıtamayan Genel Kurul, mevcut yönetim anlayışına bir üç yıl daha izin verirse yönetim krizi devam edecek, yukarıdaki konuları tartışmanın zemini bile ortadan kalkacak gibi gözüküyor.</p>
<p>İşin vahimi Genel Kurul’un kendisi güven bunalımının parçası olacak.<br />
Karar Genel Kurul üyelerinin&#8230;</p>
<p><strong>İbrahim Altınsay</strong></p>
<p><!-- Either there are no banners, they are disabled or none qualified for this location! --> <!-- Either there are no banners, they are disabled or none qualified for this location! --></p>
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=5505&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/karar-zamani.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tek-el’in de sesi var, ya Beşiktaş Kongresi’nin?</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/tek-el%e2%80%99in-de-sesi-var-ya-besiktas-kongresi%e2%80%99nin.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/tek-el%e2%80%99in-de-sesi-var-ya-besiktas-kongresi%e2%80%99nin.htm#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 14:48:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[İbrahim Altınsay]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Kongre Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Kongresi]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Gülengül Altınsay]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Altınsay yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım demirören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=5045</guid>
		<description><![CDATA[Popüler kültürün en büyük becerisi, anlattığı hikâyelerin tek hakikat olduğuna sizi inandırması…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Popüler kültürün en büyük becerisi, anlattığı hikâyelerin tek hakikat olduğuna sizi inandırması…</strong></p>
<p>12 Eylül Anayasası’nın hâlâ hüküm sürdüğü, halkın sivil örgütlenme hakkının sınırlandığı, Tekel işçilerinin direnişinin sanki Dünya’ya uzaylılar gelmiş gibi garipsendiği bir ortamda milletin tek hakikatmiş gibi ‘Kurtlar Vadisi’ni izlemelerine şaşmamak gerek.</p>
<p>Vadi’nin inandırdığı şu: Vicdan, adalet, hak hukuk palavra… Korkuların sizi sardığı bu ülkede tapılacak tek şey var: Güç… Gücün ifadesi de ‘silah’ ve ‘para’.</p>
<p><strong>Para gevezeleri<br />
</strong>Futbol âleminin popüler kültürü de bunun dışında değil. Bu âlemde de tek hakikat var: Para ve güç ilişkileri…</p>
<p>Bakın Beşiktaş Başkanı Demirören, söyleyecek lafı olmayınca “Her şey para” diye tutturuyor. Verdiği parayı dilinden düşürmüyor. Seçilmezse parasını alacağı tehdidini savuruyor.</p>
<p>Konuşulan para şirketinin parası olsa bizi pek ilgilendirmez. Ama söz konusu olan Beşiktaş gibi kamu yararına bir dernek. Ülkenin yüzyıldır yaşayan örnek toplumsal kurumlarından biri… Harcanan paralar Beşiktaş’ın parası… Değerinin altında kırdırılan gelirler Beşiktaş’ın geleceği… Borcu yine Beşiktaş ödeyecek.</p>
<p>Ha, yönetim kulübün gelirlerini rasyonel bir biçimde yönetse, gelir gider dengesini kurarak, makul borçlanmalarla kulübün ekonomik gücünü büyütse anlarım. Rakamlardan konuşalım o zaman. Oysa yapılan kulüp kesesinden hovardalık. Borç 300 mü, 180 mi bunun tartışılması bile anlamsız. Önemli olan bu borç nasıl ve neden yapıldı? Kulüp Başkanı’nın bundan haberi yok. Futbolcu kaça gelmiş, kaça gitmiş bilmiyor.</p>
<p>Başkan’ın Denetleme Kurulu’nun görevinden, Tüzük’ten haberi yok. “Denetleme Kurulu dışında kimse borcu açıklayamaz, çünkü biz borsaya koteyiz” diyebiliyor. Oysa, Kongre’nin seçtiği Denetleme Kurulu, Beşiktaş Jimnastik Kulübü Derneği’ni denetler, derneğin borcunu açıklar. Borsaya açılmış olan şirketle ne ilgisi var! Ayrıca o şirketin değerini de, yaptığınız bir sürü nafile transferle siz yerle bir etmediniz mi?</p>
<p><strong><span style="color: #800000;">Günü kurtarmak için heba edilen Fulya’ya bakın. Başkan’ın müteahhitle yapılan gelir paylaşımından bile haberi yok. Söylediği paylaşım oranları birbirini tutmuyor.</span></strong></p>
<p>Bir yandan “Para her şey” diyeceksiniz, sonra da para hesabından haberiniz olmayacak. Neden? Çünkü hazırdan harcamaya alışmışsınız. Nasıl olsa borçlanan Beşiktaş. Ödeyecek olan Beşiktaş.<br />
Emeğiyle yaşayan Beşiktaşlı ise para denince orada tam karşılığını alamadığı alınterini görüyor. Çalışarak bir değer yaratmayı görüyor. Ailesinin nafakasını görüyor. O nafakadan arttırarak aldığı kombineyi görüyor. Hayatında paradan önce gelen şeyler olduğunu gösterdiği için Beşiktaş’lı o (Fenerbahçeli de onun için Fenerli, Galatasaraylı onun için Cim Bomlu).</p>
<p><strong>Temizlik şart</strong></p>
<p>Popüler kültürün hakikat diye dayattığı bir başka mesaj da şu: “Merak etmeyin, ‘Büyüklerimiz’, yani muktedirler sizin için her şeyi düşünüp taşınır. Siz halk olarak örgütlenme ve hak arama gibi şeylerle uğraşmayın, ‘Kurtlar Vadisi’ izler gibi büyüklerimizi izleyin. Onlar bazen aranızdan birilerini bazı ayrıcalıklar bahşederek yanlarına alır.”</p>
<p>Futbol kulüpleri de sanki paralı yöneticilerin malı. Taraftar da onların kölesi… Yönetim nasıl isterse öyle davranacak. Taraftar farklı hareket ederse, bir şekilde bertaraf edilmeli.</p>
<p>Beşiktaş Başkanı da, yönetimine karşı güvensizlik tribünleri sarınca birden ‘küfür düşmanı’ oluverdi… Bir kere, “Beşiktaş Başkanı’na küfür edilmez”se, Beşiktaş Başkanı da küfür etmeyecek. Başkan’ın MHK Başkanı’na söyledikleri, tribünde taraftara bağırdıkları daha unutulmadı. İkincisi, tribünde küfür edenler ve suça karışmış olanlar varsa bunları belirleyip adalete teslim etmek polisin görevi… Polisin aynı hassasiyeti taraftarın üzerine saldırtılmış çapulcuların belirlenmesinde ve asıl onları saldırtanların ortaya çıkartılmasında göstermesi gerek. Tabii suçlu ilan edilenlere de savunma hakkı tanınmalı.</p>
<p>Bunlar dışında “Tribünleri temizleyeceğim” lafları, taraftarın iradesini bastırma anlamına gelir. Ne yaptınız, tribünlere pankart sokulmasını engelleyerek, o herkesin övündüğü Beşiktaş taraftarının yaratıcığına, toplumsal olaylara ilişkin duyarlılığına zincir vurdunuz. Kasımpaşa maçında açılacak, güzelim ‘Tekel’in De Sesi Var’ dayanışma pankartı gün yüzü göremedi.</p>
<p>Benim bildiğim, tribünleri temizlik görevlileri temizler. Yeni Açık’ta korsan forma satanlar cirit atıyor ama gördüğüm kadarıyla temizlik konusunda bir sorun yok. Asıl temizlik yapılması gereken yer Akaretler’de. Kulübün yönetim anlayışında. Onu da, özgür iradesiyle oy kullanan Kongre üyeleri yapacak. Oy vermemenin ya da boş oy atmanın mevcut yönetime destek anlamına geleceğini bilerek.</p>
<p><strong>Kaliteye gel</strong></p>
<p>Muktedirlerin kabul ettirmeye çalıştıkları bir hakikat de toplumu bir mühendis gibi şekillendirebilecekleri, halkı beğenmezlerse yerine başka bir halk koyabilecekleri…<br />
Beşiktaş Başkanı tribünden yükselen güvensizlik karşısında ‘Taraftar kalitesinin yükseltilmesi’nden söz ediyor. Sanki taraftar bir ürün, bir mal. Mühendisler formülleri uygulayıp kaliteyi yükseltecekler. Asıl kaliteye ihtiyacı olanlar kulüplerin başına çöreklenmişler aslında.<br />
Tuttuğum takımın tek hakikati olarak paranın dayatılmasından utanç duyuyorum. Kulüplerin sadece başkan ve yönetimlerden ibaret görülmesini, taraftara meta muamelesi yapılmasını kabullenemiyorum. Her şey paraysa, o zaman bastırın trilyonları da yaratın başka bir Beşiktaş, başka bir Fenerbahçe, başka bir Galatasaray. Çünkü bu isimler ticari bir ürün, bir marka değil. Tarihin derinliklerine kök salmış, taraftarın gönlünde yaşayan bir toplumsal varlık. Bir canlı arma.<br />
Tekel işçilerinin direnişleri yüzyıl başında hak arama bayrağını açan Cibali Tütün Fabrikası çalışanlarından güç alıyor. Onun için “Tek-el’in de sesi var.” Bakalım, Cibali grevleriyle aynı zamanda kurulmuş Beşiktaş’ın Kongre üyelerinin sesi var mı?</p>
<p><strong>SPOT IŞIĞI<br />
</strong><strong>Gülengül Arslanoğlu Altınsay</strong></p>
<p>Şahsi hayatlarını teşhir etmek ile fikir beyan etmeyi birbirine karıştıran gazete yazarlarından olmamaya özen gösterdim hep. Ne var ki, yakın çevremiz dışında çoğu kişinin karı-koca olduğumuzu bilmediği, bilmesinin de gerekmediği Gülengül Altınsay, Murat Aksu’nun listesinden Beşiktaş seçimlerine girince iş kamusal alana yansıdı.</p>
<p>Kongre’ye ilişkin görüşlerimi iki hafta boyunca burada okuyabilirsiniz. Program, seçim stratejisi ve ekip konularında azami bir birliktelik sağlayamadığım için Aksu’nun listesine girmedim. Gülengül ise kulübü mevcut anlayıştan kurtarmayı bir görev bildi ve çok sevdiği gazetecilik-yazarlık işini dondurarak öne çıktı. Bunlar ayrı gelişmiş süreçler. İkimiz de ayrı takımları tutuyor olabilirdik. Beşiktaş’ta aynı listede, ya da, biraz zor (!) gerçi ama ayrı listelerde yer alabilirdik.<br />
Şunu belirtmem gerek. Gülengül benden çok daha eski, 21 yıldır, Beşiktaş üyesi… Benden çok eski ve profesyonel bir spor yazarı… Spor yazarlığına başladığı günden bu yana Fulya’daki antrenmanlardan eksik olmadı. Sadece Beşiktaş’ın değil, ülkenin ve futbolun bütün sorunlarına cesur, içten ve yapıcı yaklaştı. Beşiktaş’ta ve futbol medyasında uzun süre ben, ‘Gülengül Altınsay’ın eşi’ olarak bilindim.</p>
<p>Şunu da ekleyeyim. “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın bulunur” diye bir palavra sıkça tekrarlanır. Güya kadınlara iltifat edilecek. Aslında “Her başarılı erkeğin geriye ittiği bir kadın vardır.” Beşiktaş’taki yöneticiliğim sırasında, Gülengül geride durmaktan gocunmadı. Gocunmak bir yana koşulsuz destek gösterdi. Bu ‘talihsizliğe’ Beşiktaş’ın iyiliği için katlandı.</p>
<p>Bakalım ben ona aynı desteği gösterebilecek miyim? Çünkü O, haydi burada olumlu cinsiyet ayrımcılığı yapayım, bir kadın ayrıca. Bozan yıkan değil, yapan büyüten. Nefret eden değil, acıyan ve seven. Öldüren değil, hayata getiren. Rekabetten önce dayanışmaya özen gösteren.<br />
Aynen biricik Elvan Abeylegesse’mizin koşu ayakkabılarını rakibine vermesi ve bunu hâlâ çok olağan bir davranış olarak görmesi gibi.</p>
<p><strong>İbrahim Altınsay</strong></p>
<p><!-- Either there are no banners, they are disabled or none qualified for this location! --> <!-- Either there are no banners, they are disabled or none qualified for this location! --></p>
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=5045&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/tek-el%e2%80%99in-de-sesi-var-ya-besiktas-kongresi%e2%80%99nin.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maç izleme hakkımı gasp edenleri affetmeyeceğim</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/mac-izleme-hakkimi-gasp-edenleri-affetmeyecegim.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/mac-izleme-hakkimi-gasp-edenleri-affetmeyecegim.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2009 12:56:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[İbrahim Altınsay]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Bursaspor Maçı]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Tribünleri]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Brian Clough]]></category>
		<category><![CDATA[Doncaster Rovers]]></category>
		<category><![CDATA[FIFA UEFA]]></category>
		<category><![CDATA[Fulham]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Altınsay yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Manchester United]]></category>
		<category><![CDATA[Nottingham Forest]]></category>
		<category><![CDATA[premier lig]]></category>
		<category><![CDATA[Wigan Bolton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=4597</guid>
		<description><![CDATA[Üç olay... Sondan başlayayım. Bir: Pazartesi akşamı Premier Lig’de oynanması gereken Wigan-Bolton maçı elverişsiz hava koşulları nedeniyle ertelendi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Üç olay&#8230; Sondan başlayayım. Bir: Pazartesi akşamı Premier Lig’de oynanması gereken Wigan-Bolton maçı elverişsiz hava koşulları nedeniyle ertelendi. </strong></p>
<p>Saha oynamaya uygundu. Elverişsiz koşullar stada gelen çevre yollardaydı; ciddi buzlanma vardı. “Siz bizim için önemlisiniz” deniyordu seyirciye, “Eğlenmek için geldiğiniz bir maç işkenceye dönüşmesin.” Özellikle komşu Bolton kentinden gelecekler düşünülmüştü maç ertelenirken.</p>
<p><strong>İki: Geçen cumartesi Premier Lig’de Fulham-Manchester United maçı&#8230;</strong><br />
Fulham’lı Murphy düzgün bir vuruşla topu ağlara yolluyor ama o ne? Golün atıldığı kalenin arkasındaki tribünde kıpırtı bile yok. Çünkü bu tribünün tamamında United taraftarı oturuyor.<br />
Stad kapasitesinin neredeyse dörtte biri konuk taraftara ayrılmış. Fulham, karşı takım taraftar derneğinden talep gelirse, FIFA, UEFA, Federasyon kontenjanı filan bakmadan koca bir kale arkası tribünü konuk taraftara veriyor hep.</p>
<p>Burada kombine satmıyor (Böylece iki takımı da tutmayan futbolseverlere bir Fulham maçı izleme olanağı sağlıyor). “Siz bizim için önemlisiniz” deniyor rakip takım seyircisine, “Siz olmadan maçın tadı olmaz, iki taraf olmadan futbol olmaz&#8230;” Maça gelirken, bir arada, takımlarının durumunu konuşarak gelmiş taraftarlar.</p>
<p>Maç 3-0 bitince, United’lıları kendi sloganlarıyla kızdırdı Fulhamlılar: “Ayağa kalkın, sahada Brezilya’yı izliyorsunuz”.</p>
<p>Üç: İki hafta önce ikinci küme sayılan Championship’te Nottingham Forest ve Doncaster Rovers karşılaşıyor. Doncaster, Nottingham’a yakın küçük bir kent.</p>
<p>Başarıları yüzünden zamanında Forest’ın taraftarı olmuş Doncaster’lılar var. Ekmek parası için Nottingham’a göçmüş ama takımından vazgeçmemiş katı Doncaster’lılar da. Yani bir aile içinde iki takım taraftarını bulmak mümkün.</p>
<p><strong>Aslında şart da değil.</strong><br />
O cumartesi her zaman olduğu gibi rakip taraftara köşede bir yer ayrılmış.<br />
Ama bir de, ruhu şad olsun, Brian Clough’ın adını taşıyan tribününün tam ortasına, çıkış tünelinin üstüne bir ‘Karışık Bölge’ yapılmış. Biletleri de gri renkte. Burada Doncaster’lı ve Forest’lı aileler karışık oturuyor.<br />
Sahaya çıkan futbolculardan bir arada imza alıyor çocuklar.</p>
<p>Farklı takımları tutan baba-oğul, dayı-yeğen ilk kez yanyana maç izleme şansı buluyor&#8230; Farklı olana düşmanca bakma duygusu stat dışından içeriye ithal edilmiyor, tersine, bir arada yaşama kültürü statlardan topluma ihraç ediliyor.</p>
<p><strong>Gasp var gasp</strong></p>
<p>Şimdi dönelim vatana. Beşiktaş maçlarını Yeni Açık’tan izliyorum. Orası bana en özgür yer gibi geliyor. Geçen cuma akşamı ise Bursa maçına gitmedim.</p>
<p>Hava yağmurlu olduğu için değil; ne havalarda oradaydık biz. Bursaspor seyircisi maça alınmadığı için gitmedim. Kendimi onların yerine koydum. Bursalı arkadaşlarımın hatırına çocukluğumdan beri kaç maçlarını izlemiştim zaten. Bursalı taraftarlarla birlikte benim de maç izleme hakkım ve özgürlüğüm gasp edilmiş oldu cuma akşamı.</p>
<p>Takımınız uyum sağlamış, istim üstünde&#8230;<br />
Hocanız akıllı ve saygılı&#8230;<br />
İlk yarının son maçı. Bursa-İstanbul arası eğlenceli bir yolculuk. Beşiktaş hocası Denizli dostluk bayrağı açmış. Beşiktaş taraftarı olumlu&#8230; Takımınızı o akşam İstanbul’da seyretmezsiniz de ne yaparsınız.</p>
<p>Ama yok. Bu hak, bu özgürlük, bu keyif Bursalı futbolseverlerden esirgeniyor. Esirgeyen de İstanbul İl Güvenlik Kurulu’nun şahsında futbolu ve ülkeyi yönetenler. Gördünüz mü ‘güvenlik konsepti’ni&#8230; Seyircisiz, halksız, özgürlüksüz, keyifsiz. Halkın mutsuzluğu üzerine kurulmuş, korkuya ve korkutmaya dayanan bir güvenlik.</p>
<p>Kulüp, federasyon ve spor yönetimlerinde beceremediğiniz şeyleri kapatmak için tribünleri kışkırtıyorsunuz. Saha içinde adil yarışı gözünüz yemiyor, tribünlerde düşmanlık ve gerginlik yarıştırarak bunu kapatıyorsunuz&#8230;<br />
Bursaspor-Beşiktaş gerginliği böyle yaratılmadı mı?</p>
<p>;Yönetimlerdeki ve federasyondaki adamlar, kendi takımlarına yaranacaklar diye ateşe odun atmadı mı?<br />
Beşiktaşlı yöneticiler Bursa’da boş tribüne oturup ucuz kahramanlık yapmadı mı?</p>
<p>Sonra aynı şeyi Adana’da oynanan maçta Bursalı yöneticiler marifetmiş gibi icra etmedi mi?<br />
Tribünleri kışkırtarak küçücük çocukların yaralanmasına yol açmadı mı?<br />
Federasyon kulağının üzerine yatmadı mı?</p>
<p>Beyler, sizin göreviniz, boş tribünde oturup ucuz kahramanlık yapmak, seyircisiz oynanan maçlarda protokol tribününde gerim gerim kasılmak değil. Sizin işiniz, taraftarın maç izleme hakkını güvence altına almak, bu koşulları yaratmak.</p>
<p>Siz görevinizi yapmıyorsunuz, cezasını taraftar çekiyor. Herhalde Beşiktaş tribünlerinin iki hafta önce Diyarbakır taraftarıyla birlikte ırkçılığa karşı aldığı tavır ve barış çağrısı birilerine fena dokunmuş, hazımsızlık yapmış. Bu maçta da Bursa seyircisiyle dostluk gösterisi yapmasından korkmuşlar. Adamların elinden iktidar aleti gidecek.</p>
<p>Partilerin patır patır kapatıldığı, sivil siyaset yollarının tıkandığı bir ülkede, ‘Kurtlar Vadisi’nin çok izlenmesine şaşmamalı. Millet, ‘Ülkede siyaset yapmanın tek yolu bu’ diyor mecburen&#8230;</p>
<p>Statta ve toplumda farklı olanın bir arada olması, mutlaka potansiyel bir çatışma ve şiddet olasılığı demek mi acaba? Muktedirlerin tavrını, spor programlarında çatışma koklayan zehir hafiyeleri izleyenler “Böyle herhalde” diyor olmalı.</p>
<p><strong>Yönetimin sıkısı</strong></p>
<p>Elin oğlu kara kaşı için mi taraftara ‘önemlisin’ diyor? Hayır. Biliyor ki, taraftar olmazsa bu takımlar büyümez, taraftar olmazsa futbol toplumun içine işlemez, dev bir şölen olmaz, uluslararası ilgi görmez. Yayın haklarının, sponsorluk anlaşmalarının, reklamların üç kuruşluk değeri kalmaz.</p>
<p>O boş tribünleri, o şiddet beklentilerini, çatışma tellâllıklarını, militarist ve mütecaviz çığırtkanlığı gören hangi anne çocuğunun maça gitmesini, futbol seyircisi olmasını ister?</p>
<p>Ha, “Futbol artık statlarda icra edilen toplu ve toplumsal bir eğlence değil, evlerde te-levizyondan izlenen bireysel bir eğlence” diyorsanız o ayrı. O zaman da Barcelona’lar, Arsenal’ler, Bordeaux’lar, Corinthians’lar, Boca’lar dururken kim seyreder sizin maçlarınızı&#8230;</p>
<p>“Herkes evinde oturup maç seyretsin, stada gelip olay molay çıkarmasın” deniyorsa, bunun da güvenlik için insanları evlerine tıkan, ülkeyi dev bir hapishaneye çeviren sıkıyönetimden farkı yok. Hayatımın yarısı sıkıyönetimlerle geçti. Yemezler artık.</p>
<p><strong>İbrahim Altınsay</strong></p>
<p><!-- Either there are no banners, they are disabled or none qualified for this location! --> <!-- Either there are no banners, they are disabled or none qualified for this location! --></p>
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=4597&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/mac-izleme-hakkimi-gasp-edenleri-affetmeyecegim.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tello girer gol gelir Tello</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/tello-girer-gol-gelir-tello.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/tello-girer-gol-gelir-tello.htm#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 12:46:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[Futbol Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Altınsay]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Fenerbahçe Maçı]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Altınsay yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Rodrigo Tello]]></category>
		<category><![CDATA[Tello]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=4409</guid>
		<description><![CDATA[Beşiktaş Fenerbahçe derbisinden pek umutlu değildim. Futbol açısından. Hayalimizi genişleten ve “Benim için kazanmak değil, iyi oynayarak kazanmak önemlidir” diyen Denizli, bu sezon pek sıkıntılıydı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Beşiktaş  Fenerbahçe derbisinden pek umutlu değildim. Futbol açısından. Hayalimizi genişleten ve “Benim için kazanmak değil, iyi oynayarak kazanmak önemlidir” diyen Denizli, bu sezon pek sıkıntılıydı. </strong></p>
<p>Gelişigüzel transferlere yer bulmaya çalışıyordu. Gelişigüzel yakalanmış pozisyonlardan sonra “Pozisyona giriyoruz ama atamıyoruz” bahanesine sığınıyordu. Elbette umudu ayakta tutması lazımdı. Ama Beşiktaş’ın hayatımda gördüğüm en oportünist anti-futbolu oynadığı Trabzon maçından sonra, “Ne yapalım, böyle oynamak zorundaydık” deyince, hocadan umudu keser gibi oldum.</p>
<p>Öte yandan Daum, pragmatik ve oportünist futbolu neredeyse ideoloji haline getiriyordu. “Bir puan bize yeter” lafı futbolcularını sakinleştirme manevrasından öte “Bir puana yatar, bir gol atar üç puanı götürürüz” hesabının özeti olabilirdi.</p>
<p>Bir kısım medyanın, “O buna saldıracak, hep birlikte ağzımızın suyu akarak izleyeceğiz” beklentisinin tersine maçın sakin geçeceğini sanıyordum. Öyle de oldu. Linç partileri arada bir mola veriyor. Beşiktaş tribünleri Topuz’a fazla takmadı&#8230; Esprili sloganlar da tamam. Ama bir ağızdan edilen o iğrenç küfürlere, sahaya atılan su bardaklarına ne demeli? Tribün bunları kendi içinde yok edemiyorsa, ‘dünya çapında seyirci’ falan demesin kendine&#8230;</p>
<p>Konuk takımı kafes altına almak ise futboldaki en büyük ayrımcılık ve aşağılama&#8230; Beşiktaş bu kafesi kaldırmalı. Konacaksa, konuk ya da ev sahibi demeden, sahaya çok yakın olan her yere ağ konmalı. Sonra, Eski Açık tamamen konuk takıma verilmeli. Aynı ailede, aynı apartmanda bir arada yaşıyoruz, statta neden yaşamayalım. Öyle “Biz ilklerin kulübüyüz” demekle olmaz, ilk olacaksan önce bu ayıpları temizlemekte başı çekeceksin.</p>
<p>İki yarılı futbol</p>
<p>Futbola dönersek umduğumdan fazlasını bulduğumu söylemeliyim. Ama sadece ikinci yarıda ve Beşiktaş’ın oyununda buldum bunu. Yoksa Fenerbahçe neredeyse “Bir puan versinler, bu maçı oynamayalım” havasındaydı.</p>
<p>Mustafa Denizli, arkadan gelen bir takım olarak rakibe saygıda kusur etmemiş. Fener her zamanki gibi ilk yarım saatte hızlanarak bir gol bulacaktı. Bunu da kanat beklerini çıkararak yapacaktı. Gol bulunca da oyun içi ve oyun dışı numaralarla tempoyu düşürüp oyunu soğutacaktı. Denizli daha hızlı davrandı. Sola Üzülmez ve Ekrem’i koyarak, Yusuf’u da bunların önüne getirerek, Fener’in sadece Gökhan’a kalmış zayıf sağ kanadından yüklendi.</p>
<p>Sonra zamanla Beşiktaş bildik dağınık ve şaşkın oyununa döndü. Üstteki grafiklerde Beşiktaşlı futbolcuların ilk yarıdaki sahaya yayılışını görüyorsunuz. Hasan Gören ve ekibi, oyuncuların kullandıkları alanın ortalamasını alarak belirliyor bunu. Görüleceği gibi Yusuf, Bobo, Ekrem birbirinin üzerine binmiş gibi. Serdar ve Üzülmez kopuk. Fink geride. Ortada bir boşluk var&#8230; Fener de ilk yarıda, kendi kafasına göre oynayan Serdar’ın boşalttığı Beşiktaş sağ kanadından rahat geldi ama futbolu, ‘yavan’ nitelemesini aşamadı.</p>
<p>İkinci yarıda ise ne oldu da birden Beşiktaş oyunu Fenerbahçe yarı alanında, hem de yelpaze gibi açılarak ve hızlı gelerek oynamaya başladı? İşte bu sihirli dokunuşun adı Tello’ydu&#8230; O girince oyun tamamen değişti. “Futbol bir oyuncuya bu kadar bağlı olur mu?” demeyin. Beşiktaş-Fener maçından birkaç saat önce Premier Lig’de Liverpool’la Manchester City oynadı. Maç orta sahada kontrol oyunu şeklinde pozisyonsuz geçiyordu. City’de Tevez girdi, maç birden coştu.</p>
<p>Eğer giren futbolcu taktik kondisyonu yüksek, çok yönlü biriyse bütün çarkları etkiliyor&#8230; Serdar Özkan’ın ve Tello’nun yanda yer alan, ‘topla oynamalar’ını karşılaştırdığınızda, Özkan’ın nasıl belirli bir alana sıkışıp kaldığını, Tello’nun ise nasıl sağdan gelerek gol alanlarına müdahil olduğunu görebilirsiniz.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-4410" title="ibrahim_altinsay_sahaaa" src="http://www.futbolistan.net/images/haber/ibrahim_altinsay_sahaaa.jpg" alt="ibrahim_altinsay_sahaaa" width="600" height="426" /></p>
<p>Beşiktaş’ın ikinci yarı sahaya yayılışına bakalım şimdi. Beşiktaşlılar Fener yarı alanında yelpaze gibi açılmış 5’li bir forvet hattı oluşturmuş. Hemen arkalarında Ernst ve Üzülmez (Ferrari ise klasik süpürücü görevinden vazgeçmeyerek onsekizinde beklemekte ısrarlı).</p>
<p>Siyah-Beyazlılar geniş alanda ve dikine geldiklerinde, zaten geriye kaçmaya meyyal Fener defansı elek gibi açıldı. Bu yüzden Üzülmez gibi genellikle gözü kapalı orta yapan bir oyuncu görerek top kesme ya da ikinci golde Tello’ya, üçüncüde İnceman’a yaptığı gibi araya top atma olanağı buldu. “Fener ilk golü yiyince reaksiyon gösteremiyor, sonra kolay gol yiyor” diyen Denizli, İnceman’ı skoru korumak değil arttırmak için oyuna soktu. İnceman ortadan araya kaçarak, koşu yoluna atılan topları, savunmacılar hamle yapamadan değerlendirdi.<br />
Kısacası, Beşiktaş’ın önceki maçlardaki pozisyonları ne kadar gelişigüzelse, Derbi’nin ikinci yarısında yarattığı pozisyonlar kadar örgütlüydü. Ferrari’nin yerine Zapo’yu, Fink’in yerine Cisse’yi koyarsak geçen yılın oturmuş takımıyla yaptı bunu.</p>
<p>Onsekiz önünde vurdular beni</p>
<p>Bu futbol bize yabancı mı? Hiç değil. İnönü’deki Manchester United maçını hatırlayın. Topu her kapışlarında yelpaze gibi açılarak ve dikine geliyordu konuk oyuncular.</p>
<p>Bugün gol üretilen alan, onsekiz önündeki 5-10 metrelik kuşak. Rakip basınca araya top atıyorsunuz, basmayınca şut atıyorsunuz, rakip basmakta geç kalınca serbest vuruş kazanıyorsunuz. Barcelona’ya, Arsenal’e bakın; oyuncuları bu alanı sağdan sola, soldan sağa katediyor devamlı. Derbi’deki Tello gibi&#8230;</p>
<p>Bu anlayış, pragmatizmi artık intihar noktasına getirmiş Daum’un Fener’i karşısında işledi. İntihar bir: Güiza ve Semih gibi, Alex’i coşturan hareketli golcüler varken, şaşkın Galatasaray savunmasını zora soktu diye Kazım’ı tek santrfor oynatmak. Çağdaş savunmacılar karşısında ofsayttan çıkamayan, Ferrari gibi klasik savunmacılar karşısında ise yüzünü kaleye dönemeyen, pozisyon sezgisi çok zayıf bir oyuncu Kazım. Oyunun gidişine göre santrforun yanına ikinci bir adam olarak kullanılabilir ancak&#8230; Derbi’de atak olasılıklarını ve Alex’i böyle öldürdü Daum&#8230; İntihar iki: Her şeyi Emre B’ye bağlamak.</p>
<p>O her topu isteyecek, tempoyu artıracak, ya da takım öne geçince saha içi ve dışı oyunlarla tempoyu durduracak. Derbide işler zora girdiğinde rakibine kart göstermek ve gerilim yaratmak için faulü hemen kullanmayı denedi Emre. Rakibe kart yerine, Ernst’ten bir yanak okşaması aldı. Bir oyuncuya kaderini bağlarsan, öteki oyuncularının inisiyatifini öldürürsün.</p>
<p>Bu akşam ki Man U maçı Beşiktaş için sınav&#8230; Fener maçının ikinci yarısındaki futbolu, ileride ikili üçlü basan, hızlı oynayan ve çok akışkan paslaşan bir takıma karşı da oynayabilecekler mi? Man U’ya karşı iyi oynamak için onlar kadar hızlı, akışkan ve sert olmanız gerek. “Bir puan, bir gol”, “Rakip genç takımla çıkacak” hesaplarından önce bunun hesabını yapmak gerek.</p>
<p>Beşiktaş’ın baştan beri Şampiyonlar Ligi maçlarında bir sakatlık var; puan hesabı yapıyoruz, sonra da “Manchester United’a en kötü futbolunu oynattık” diye övünüyoruz.</p>
<p>Çocukluğumdan beri gönül verdiğim Siyah-beyazlı formayı dünya gözüyle Old Trafford’da izlemek için orada olacağım. Skor önemli değil, cesur bir oyun görürsem sevineceğim.</p>
<p><strong>İbrahim Altınsay</strong></p>
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=4409&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/tello-girer-gol-gelir-tello.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beşiktaş&#8217;taki yüzleşme</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/besiktastaki-yuzlesme.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/besiktastaki-yuzlesme.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 12:35:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müslüm Gülhan]]></category>
		<category><![CDATA[Aşçıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[beşiktaş Mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Yıldırım Demirören]]></category>
		<category><![CDATA[del bosque]]></category>
		<category><![CDATA[fulya projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüm Gülhan yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Çalımbay]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım demirören]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Demirören Küfür]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Demirören'e küfür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=4156</guid>
		<description><![CDATA[Esas konu… Kamuoyundan saklanan ‘Fulya Projesi’…Aşçıoğlu ile yapılan ana sözleşme ve sonradan yapılan değişiklikler ile Beşiktaş’ın uğradığı zararların kimseler tarafından önemsenmemesi insanı şaşırtıyor…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurumsal veya kişisel olarak sorunlar ile süreç yaşamayı sevmeyiz.<br />
Sorunlar için harcayacağımız zaman bizim için hep cepten yemek anlamına gelmiştir.</strong></p>
<p>Ama bu süreç o kadar acımasız ki sonucu her zaman hüsran ve kaybet üzerine olur.</p>
<p>İşte Beşiktaş…<br />
Yıldırım Demirören ile başlayan yaşam, daha başlangıcı ile sorun olmayı garantilemiş bir başlangıç olmayı beyan etmişti.</p>
<p>Başlangıcın hata olması bilinmesi rağmen; ya bilinçli olarak(!) ya da görmemezlikten gelerek(!) sunulan yanlışlıkları kamuoyu yemeye çalıştı.</p>
<p>Bunların hazmedilmesi o kadar zor ki ister istemez çöpteki sıkışan gaz sonunda patladı.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-4179" title="Fulya Skandalı Beşiktaş" src="http://www.futbolistan.net/images/haber/fulya-skandali-besiktas-280x156.jpg" alt="Fulya Skandalı Beşiktaş" width="280" height="156" />Öncelikle; <strong>Del Bosque, Rıza Çalımbay</strong>…<br />
Sadece zaman kazandırmak için seçilen ve harcanan kişilerdi.</p>
<p>Gelip geçen futbolcuları saymıyorum; abartmayayım; sanırım değil bu sütun, gazetenin spor sayfası yetmez.</p>
<p>Acı olan ise bu ciddi hatalara rağmen ana muhalefet olması gereken tribünler ve Beşiktaş sesini çıkartmadılar.</p>
<p>Hele şu: “Takıma zarar vermek istemiyoruz” geyiği yok mu …</p>
<p>Anlaşılır gibi değil.<br />
Esas konu… <strong>Kamuoyundan saklanan ‘Fulya Projesi’</strong>…</p>
<p><strong>Aşçıoğlu ile yapılan ana sözleşme ve sonradan yapılan değişiklikler ile Beşiktaş’ın uğradığı zararların kimseler tarafından önemsenmemesi insanı şaşırtıyor</strong>…</p>
<p>Üstelik her şey alenen ortadayken…<br />
Allah&#8217;tan Beşiktaş’ta da Don Kişot’lar var da Beşiktaş’ın hakkını mahkemelerde korumaya çalışıyorlar…</p>
<p>Neyse ki…<br />
Demirören sonun başlangıcını; Sayın Denizli&#8217;yi göreve getirerek yapmayı başardı.</p>
<p>Öncelikle; Denizli ile Beşiktaş’ın kimyasal olarak bir araya gelmesi mümkün değildir. Farklı kültür ve anlayışlara sahip iki farklı yapı ortaya çıkmıştır. Bu başlangıç, sonucun hüsran olacağını ortaya koymuştu.</p>
<p>Benim Türkiye futbol takımları için ölçüm her zaman ‘Avrupa’ maçları olmuştur.<br />
Çünkü ‘gerçek’ bu süreçte kendini belli eder.</p>
<p>Geçen seneki şampiyonluk yarışı her şeyin saklanmasına neden olmuştu.<br />
Şampiyonluk için çekişilen takım Sivas’tı …</p>
<p>Şampiyonluk; kaybedilen maçlar üzerine kurulmuş ’oyun’ haline gelmiş veya getirilmişti!..</p>
<p>Kim az kaybetti ise o ‘şampiyon’ olacaktı ve oldu.</p>
<h2>Çelişkiler ve Yüzleşme</h2>
<p>Sonuç: Beşiktaş şampiyon olmuştu. Ama kaybedeceklerinin farkında olmadan şampiyon olmuştu.<br />
İşte sonuç kendini göstermeye başladı…<br />
Sezon başında başlayan ana devre Wolfsburg maçında ‘Nirvana’ yaptı.</p>
<p>Alınan oyuncular ile ödenen paralar arasındaki çelişkiler…<br />
Alınan oyuncular ile oynanan oyun arasındaki çelişkiler…</p>
<p>Sistemler ile oyuncular arasındaki çelişkiler…<br />
Sistemler ile hoca arasındaki çelişkiler…</p>
<p>Hoca ile oyuncu arasındaki çelişkiler…<br />
Başkan ile kulüp arasındaki çelişkiler…<br />
Başkan ile tribünler arasındaki çelişkiler…</p>
<p>Beşiktaş’ın kendisi ile yüzleşmesini kaçınılmaz kılmıştır.<br />
Yüzleşme Beşiktaş’ın doğruları için zorunlu bir fırsattır.</p>
<p>Buradaki asıl sorunsa, Beşiktaş’ın gerçeklerinin ne olduğudur?..</p>
<p><strong>MÜSLÜM GÜLHAN</strong></p>
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=4156&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/besiktastaki-yuzlesme.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CSI Süper Lig</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/csi-super-lig.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/csi-super-lig.htm#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 12:28:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[İbrahim Altınsay]]></category>
		<category><![CDATA[Arsenal]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Bilica]]></category>
		<category><![CDATA[Bilica Yumruk]]></category>
		<category><![CDATA[Bünyamin Gezer]]></category>
		<category><![CDATA[fenerbahçe]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Altınsay yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Milwall]]></category>
		<category><![CDATA[Milwall Taraftarı]]></category>
		<category><![CDATA[Tottenham]]></category>
		<category><![CDATA[yıldırım demirören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=4150</guid>
		<description><![CDATA[İngiltere Championship’te Milwall-Leeds United maçı... Milwall’lu bir taraftar Galatasaray forması giyip konuk taraftara, Emre B. tarzı, “Boynunu keserim” işareti yapıyor... Taraftar maç sonunda görüntülerden tespit ediliyor ve ömür boyu futbol maçlarından yasaklanıyor. Tespit eden ve cezayı veren kim? Milwall kulübü...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İngiltere Championship’te Milwall-Leeds United maçı&#8230; Milwall’lu bir taraftar Galatasaray forması giyip konuk taraftara, Emre B. tarzı, “Boynunu keserim” işareti yapıyor&#8230; Taraftar maç sonunda görüntülerden tespit ediliyor ve ömür boyu futbol maçlarından yasaklanıyor. Tespit eden ve cezayı veren kim? Milwall kulübü&#8230;</strong></p>
<p>Premier Lig’de Arsenal  Tottenham derbisi&#8230; Maçtan sonra Tottenham’ın hocası Redknapp, kulübenin arkasındaki taraftarların kendisini taciz ettiğini söylüyor. Taciz dediği de bir iki küfürlü lâf&#8230; Şimdi bu taraftar belirlenmeye çalışılıyor. Çalışan kim? Arsenal kulübü&#8230;</p>
<p>Sahaya duyarlılık atın<br />
İngiltere hayranı olduğum için vermiyorum bu örnekleri&#8230; Orayı biraz yakından izlediğim için veriyorum. Orada da ciddi sorunlar yok mu? Var. Orada da işini, geleceğini kaybetme korkusundaki İngilizler, yeni gelen göçmenlerden nefret etmiyor mu? Ediyor. Orada da, toplumdaki çelişkiler tribünlere yansıtmaya çalışanlar çıkmıyor mu? Çıkıyor. Orada da bir takımın taraftarı karşı takımı baskı altına almak için her yola başvurmayı denemiyor mu? Deniyor.<br />
Bunları hepsi oluyor. Önemli olan, maç izleme adabını aşan, birlikte yaşama ve yarışma kültürüne zarar veren bu eylemlere gösterilen tepki&#8230; Milwall ya da Arsenal, ya da başka takım, şimdi önlem almazsa yarın başka statlarda da maç yapamaz hale geleceğini biliyor. Tecrübeyle sabit.<br />
Liverpool-Manchester United maçını herkes ağzı sulanarak örnek veriyor bizde. “Derbi böyle olur” diyor&#8230; Tamam da, biliyor musunuz, o maç öncesi iki takımın oyuncuları aynı eşofmanlarla ısındılar. Eşofmanların üzerinde “One game, one community-Bir oyun, bir topluluk” yazıyordu. “Hepimiz futbol oynuyoruz, izliyoruz, hepimiz futbol topluluğunun bir parçasıyız” yani.<br />
O haftaki bütün maçlarda hocaların, teknik adamların, yedeklerin yakalarında yeşil rozet-<br />
ler vardı. “Irkçılığı futbolun dışına şutlayalım” yazıyordu bu rozetlerde. Bunların hepsi ayrım-<br />
cılığa karşı duyarlılığı geliştirme inisiyatifinin ve futbolda ırkçılıkla mücadele haftasının bir parçasıydı. Taraftar örgütlerinin, kulüplerin, medyanın, Premier League şirketinin, federas-<br />
yonun ve sponsor kurumların geliştirdiği bir inisiyatifti bu. Ayrıntılar için www.kickitout.org sitesine bakabilirsiniz.<br />
Bu konuda hassas oldukları için Premier Lig’de 77 milletten oyuncu var.<br />
Birlikte yaşama ve yarışma kültürünü çoğaltarak yaydığı için Premier Lig bir dünya ligi oldu. Orada bir maça gittiğimizde, televizyonda oradan bir maç izlediğimizde kendimizi hemen bu dünya liginin parçası saymamız da bundan.<br />
İşte bu yüzden bütün sorunlara karşın futbol ve tribünler, toplumdaki sorun ve çatışmaların yeniden üretildiği yerler olamıyor.  Tersine, farklı olanla birlikte yaşama ve tartışma alışkanlığını, topluma ve günlük hayata büyüterek aktaran bir ayna, bir amplifikatör işlevi görüyor.</p>
<p>Hepimiz taşra avukatıyız<br />
Futbolda ırkçılıkla mücadele haftasında Fenerbahçeli üniversitelerin, yani ÜNİFB’nin düzenlediği bir panelde konuştum. Bir Beşiktaşlı olarak orada bulunmaktan özel bir onur duydum. Oradaki gençler, birlikte yaşamanın değerini biliyordu, kalbinde hissediyordu.<br />
İki gün sonra Fenerbahçe-Galatasaray maçı oynandı. Maçta olanları hepimiz izledik. Bu maçtan sonra, her kesimde başlatılacak bir özeleştiri hareketi futbolda dönüm noktası olabilirdi. Olmadı.<br />
Tersine herkes hafiyeliğe soyundu, kendi tarafını haklı çıkarmaya çalıştı. Federasyon usule göre cezalar verdi. Medya ‘suç mahalli inceleme’ ekibi haline geldi. Amerikan dizilerinden bildiğimiz mahkeme ortamı kuruldu. Yok, “Keita’ya gelen bardak Galatasaray tribününden mi, Fener tribününden mi atılmış”. Bilim insanları işin içine girdi. Şemalar çizildi. Teknik direktörler bile yorumlarını bunun üzerine bina etti.<br />
Erman Toroğlu saatlerce “Bünyamin Gezer’in, Bilica’nın yumruğunu görüp görmediğini”, ıcığına cıcığına inceledi. Adam “Görmedim, görseydim atardım” demişse görmemiştir. Uzatmanın anlamı var mı? Yine İngiltere’den örnek vereceğim. Adebayor, Arsenal’li Van Persie’nin yüzüne bastı. Maçtan sonra hakem “Görmedim, görseydim atardım” dedi, Adebayor üç maç ceza yedi&#8230; Yine Liverpool-Sunderland maçında top deniz topuna çarpıp kaleye girdi. Kurala göre topun deniz topuna değdiği yerden hakem atışı yapılması gerekirken hakem golü verdi. Kimse de bu kararı değiştirmedi. Yani nihai karar hep hakemin.<br />
Hani bu kadar hafiyelik bir işe yarasa bari&#8230; Aziz Yıldırım, “Münferit olaylar zaferimizi gölgelemez” diyor ama elindeki bütün olanaklara rağmen bu münferit olayları bir türlü belirleyemiyor. Öte yandan, Ercan Saatçi’nin özel bir diyalogu basına sızıyor, FB TV ve dolayısıyla Fenerbahçe yönetimi bu sızma olayını isim isim saniye saniye ortaya çıkarıyor.<br />
Ayni hassasiyet, stattaki modern donanıma karşın TV kablolarını kesenlere, koridorda futbolculara saldıranlara, hocaların, hakemlerin, kameramanların başlarını yaranlara karşı gösterilmiyor.<br />
Amerikan mahkeme dizilerinde taşra avukatları vardır. Her şey ortadayken küçük bir ayrıntıya takar, saatlerce bununla uğraşırlar. Katil ve deliller bellidir ama onlar önemsiz bir ayrıntıya, örneğin bir tanığın ifadesinde, katilin pembe değil kırmızı gömlek giydiğini söylediğine takılır dururlar.<br />
Yangın bacayı sarmış, biz şu kibritten mi, bu çakmaktan mı çıktı diye tartışıyoruz. Hepimiz avukat kesilmişiz kendi tarafımızı haklı çıkaracak olguları görüyor, ötekileri es geçiyoruz. Sıkışınca “Ama onlar da şunu bunu yaptı” diye üste çıkmaya çalışıyoruz. Geçen gün Galata-<br />
saray-Fenerbahçe maçını anlatan Melih Şendil ile konuşuyorduk. “Yanına yorumcu olarak bir adli tıp bir de suç mahalli inceleme uzmanı alsan iyi olur” dedim.<br />
Çünkü özellikle derbiler birer suç konusu, birer CSI (Suç Mahalli İnceleme) dizisi haline geldi.  İster Saracoğlu’nda, ister Ali Sami Yen’de, ister İnönü’de oynansın, bu maçlar iki takımın taraftarıyla katıldığı bir futbol şöleni olmaktan çıktı. Konuk oyuncuların aslanlara atıldığı, ev sahibinin de bütün sadist duygularını boşalttığı bir linç ortamına dönüştü. Arkadan verilen cezaların da anlamı yok. Zaferin bedeli olarak algılanıyor bunlar.</p>
<p>Vicdan ne renk?<br />
Millet avukat kesilse neyse. Aynı zamanda hem savcı, hem yargıç hem de infaz memuru bunlar. Özellikle de medyadaki ağır otoriteler. Oysa bizim işimiz sorunları ortaya koymak, vicdanlara seslenmek, duyarlılık yaratmak. Taban örgütlenmeleriyle baskı oluşturmak. Yetkilileri sorumluluklarını yerine getirmeye davet etmek.<br />
Federasyonun Disiplin Talimatı’nın 52. maddesinde, “Stadyumlarda toplu olarak ve devamlılık arz eden şekilde, söz veya hareketlerle ya da pankart ve benzeri araçlar ile aşağılayıcı, tahrik veya taciz edici nitelikte tezahüratta bulunulması yasaktır (&#8230;) Anılan fiiller ırkçılık içerirse sorumlu kulübe ilk ihlalde müsabakayı seyircisiz oynama cezası verilir” deniyor ve sonraki ihlallerdeki cezalar sıralanıyor.<br />
Irkçılık yapan, “Ben ırkçıyım” diye bağıracak değil ya&#8230; Protestan bilinen Glasgow Rangers’lılar rencide olur diye Celtic’lilerin maç sırasında istavroz çıkarmasına bile izin verilmez&#8230;<br />
Bursaspor-Diyarbakır maçında bağırılan sloganlar, açılan pankartlar Siyahları, ya da Çinlileri mi hedef alıyordu? Düpedüz Kürtleri hedef alıyordu. Etnik kökenleri yüzünden  konuk takım ve taraftarları aşağılandılar, saldırıya uğradılar.<br />
Kulağının üstüne yatan federasyon maçtan sonra Disiplin Talimatı’na şu maddeyi ekledi: “Herhangi bir takımın mensuplarını veya taraftarlarını aşağılamak, tahrik veya taciz etmek amacıyla; etnik veya bölgesel ayrımcılık içeren (&#8230;) pankartlar açılması ve eylemlerde bulunulması&#8230;”<br />
Irkçılığın en dolaysız anlamı ‘etnik ayrımcılık’ değil mi zaten. Varolan bir maddeyi neden açıklayarak tekrar ediyorsunuz ki&#8230; Sorumluluktan kaçma dışında bir izahı var mı bunun?<br />
Vicdan ve cesaret&#8230; Bunların sarı-lacivertlisi, sarı-kırmızılısı, siyah-beyazlısı, kırmızı-beyazlısı olur mu?</p>
<p><strong>İBRAHİM ALTINSAY</strong></p>
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=4150&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/csi-super-lig.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Derbi fare doğurdu</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/derbi-fare-dogurdu.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/derbi-fare-dogurdu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 12:17:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[İbrahim Altınsay]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İbrahim Altınsay yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Denizli]]></category>
		<category><![CDATA[Rodrigo Tabata]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Şimşek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=3408</guid>
		<description><![CDATA[Dört maçta Galatasaray’ın yediği gol dört, Beşiktaş’ın attığı gol üç. Galatasaray’ın dört yengisi var, Beşiktaş’ın üç beraberliği&#8230; Bu bilgilere bakan biri kolayca şunu der; Beşiktaş iyi savunma yapıyor, Galatasaray iyi atak.
Ne ki Beşiktaş’ın önceki maçlarına bakıyoruz; fazla gol yememişler ama pek demode bir savunmayla yapmışlar bunu. Ferrari sarkık libero; karşı alana serbest vuruşlar dışında gitmemeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dört maçta Galatasaray’ın yediği gol dört, Beşiktaş’ın attığı gol üç. Galatasaray’ın dört yengisi var, Beşiktaş’ın üç beraberliği&#8230; Bu bilgilere bakan biri kolayca şunu der; Beşiktaş iyi savunma yapıyor, Galatasaray iyi atak.</strong></p>
<p>Ne ki Beşiktaş’ın önceki maçlarına bakıyoruz; fazla gol yememişler ama pek demode bir savunmayla yapmışlar bunu. Ferrari sarkık libero; karşı alana serbest vuruşlar dışında gitmemeye yeminli. Savunma önüne de yapışan iki defansif orta saha; ancak maç zora girdiğinde atağı düşünüyorlar.</p>
<p>Beşiktaş’ta dün Denizli orta sahada bir de Ekrem’i Arda’ya yapıştırmıştı. Sarkık libero üstüne bir de adam markajı&#8230; O Arda kornerde gösterdi marifetini bu kez.</p>
<p>Serbest vuruşlarda adam markajı yapamıyorsunuz ne yazık ki!</p>
<p>Savunması oturmuş denen Beşiktaş, Arda’nın kornerinde ne arka direğe adam koydu, ne topu ne de Mustafa Sarp’ı takip etti. Gol Beşiktaş’ı değil Galatasaray’ı bozdu. Onların zaaflarını ortaya çıkardı. Hangi zaaflar mı? Sabri dışında savunma iyice geri kaçtı. Maçın yükü Mustafa Sarp ve Mehmet Topal’ın sırtına bindi.</p>
<p>Öyle ki, savunmacı ve atakçılarının mektup yazsa birbirine ulaştıramadıkları Beşiktaş, bol pozisyon buldu. Oysa Ernst dışında iki bölgede boy gösteren ve iki yönlü oymamayı deneyen oyuncu yoktu Karakartal’da. Zaten atak hattı ve anlayışı her maçta değişiyor. Dün de değişik bir  forvet hattıyla başladı Denizli. İkinci yarı başında bunu iptal etti; ‘on numara’sız ama Bobo’lu oynamayı denedi&#8230;<br />
Beşiktaş hâlâ hazırlık maçı yapıyor.</p>
<p>Atak hattı ve anlayışı her maçta değişince, futbolcular birbirini anlamaya çalışmaktan top oynayamıyor. Oyunu hızlandırdıklarında top kayıpları artıyor. Sazı Yusuf ve Tabata gibi dar alan futbolcularına bıraktıklarınsa ise yavaşlıyor ve geç kalıyorlar. Dün de ofsayt rekoruna gittiler. On numaralara bel bağlamanın bedeli işte bu.</p>
<p>Erken golün futbolu sahadan kovduğu bir maç izledik. Galatasaray oyunu hızlandıramadı. Savunmada rakibi bekledi. Son vuruşları becerse, Serdar Özkan hat-trick yapardı ikinci yarı başında. Bir tek sağ kanatta Keita denedi dikine oynamayı&#8230; Ancak Sabri yerini kaybedince ve orta alandan destek gelmeyince Beşiktaş bu kanattan pozisyonlar geliştirdi. Arda’nın yerini Elano’nun alması da Cimbom’u canlandıramadı.</p>
<p>Tek kanattan oynanan keçi boynuzu gibi derbi oldu. Savunmada korkak, atakta uyuşuktu oyuncular&#8230; Böyle bir futbola böyle garip ‘hediye’ goller yakışırdı. Son gol dışında tabii&#8230;</p>
<p>Bu oyunu bu kadar geniş alanda ve durarak oynarsan çağdaş futboldan söz edemezsin. İki takımın Avrupa’daki rakiplerinin gözlemcileri evlerine mutlu dönüyordur.</p>
<p>Maçın pozisyonu: 22. dakikada Keita dikine aktı, küçük bir hareketle rakibinden sıyrıldı, Kewell’ın ayağına topu indirdi, Avustralyalı dışarı vurdu.</p>
<p>Maçın adamı: Yok. Pardon var, Rüştü.</p>
<!-- Either there are no banners, they are disabled or none qualified for this location! -->
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=3408&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/derbi-fare-dogurdu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>800 binden 8 milyona</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/800-binden-8-milyona.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/800-binden-8-milyona.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 11:51:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[Erkut Tekin]]></category>
		<category><![CDATA[Ayhan Akman]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş'ın Gaziantepspor'dan transfer ettiği futbolcular]]></category>
		<category><![CDATA[Erkut Tekin yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[gaziantepspor]]></category>
		<category><![CDATA[Rodrigo Tabata]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=3292</guid>
		<description><![CDATA[Süper Lig’deki tablo için ilk haftadan bu yana tüm otoritelerin ortak kanaati, bu Galatasaray ve Fenerbahçe açık ara ile ligi kotarır şeklinde olmuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Süper Lig’deki tablo için ilk haftadan bu yana tüm otoritelerin ortak kanaati, bu Galatasaray ve Fenerbahçe açık ara ile ligi kotarır şeklinde olmuştu.</strong></p>
<p><strong></strong>Aradan geçen 4 hafta içinde alınan sonuçlar, otoriteleri yüzde yüz doğruladı.</p>
<p>Geçen “son iki yılın en büyük sürprizi” sayılan Sivasspor’un oynadığı tüm maçları kaybetmesi ve bu yıl daha diri olması beklenen Trabzonspor’un sadece bir maçı kazanıp diğer üçünde sahadan yenilgiyle ayrılması elbette bahsi geçen “futbol otoritelerinin” öngördüğü sonuçlar değildi. Ya da eğer bu sonuçları tahmin ettilerse bile kamuoyuna yansıtacak “yüreğe” sahip olmadıkları ortada!<br />
Yine geçtiğimiz yılın “çifte kupalı” Beşiktaş’ı da, bu yıl beklenen performansından çok uzakta. Ancak tartışmaların çoğu Beşiktaş’ın kötü performansından ziyade, yönetim, teknik adam ve skandal transferler üzerinden yaşanıyor. Demirören başkanlığındaki Beşiktaş Yönetimi’nin “akıl almaz” paralar ödeyerek adeta Gaziantepspor’un “mali sorumluluğunu” üstlenmesi, futbolun içindeki tüm kesimleri şaşkınlık içinde bıraktı. Sezon başında alınan İsmail Köybaşı ile transferin sonlanmasına birkaç gün kala alınan Brezilyalı oyuncu Rodrigo Barbosa Tabata için ödenen para İMKB verilerine göre “13,5 milyon avro.” Beşiktaş’ın bu yıl şampiyonlar Ligi’nden alması olan garanti para ise yaklaşık “16 milyon avro” (bu paranın 6 milyon avrosu Sivasspor’un alması gereken paraydı). Yani Beşiktaş bu paranın hemen hepsini iki oyuncu karşılığında Gaziantepspor’a verdi.</p>
<p>Tabii işi bir de Gaziantepspor cephesinden yorumlamak lazım. Yıllar evvel Ayhan Akman’ı rekor sayılan “8 milyon dolara” yine Beşiktaş’a satan kırmızı siyahlı kulüp, yıllar sonra daha büyük bir transfer becerisiyle bu kez iki oyuncuyu tam 13,5 milyon avroya verdi. Ancak Tabata transferindeki en önemli şey, oyuncunun bir sezon evvel Brezilya’nın Santos kulübünden “800 bin avroya” Gaziantep şehrine getirilmiş olmasıdır. Keza, “5,5 milyon avroya” elden çıkartılan İsmail Köybaşı da İskenderun Kartalspor’dan Gaziantepspor altyapısına neredeyse “sıfır maliyetle” kazandırılmış bir oyuncudur.</p>
<p>Saha içindeki Beşiktaş’ın sorunları ise daha farklı. Sezon başından bu yana sürekli sendeleyen, sürekli olumsuz bir görünüm sergileyen Beşiktaş, ligdeki kötü gidişat için ne yazık ki 4. haftadan da iyi bir “çıkarım” elde edemedi. Tabii bu durum en çok teknik direktör Mustafa Denizli’yi etkiliyor. Nitekim bu hafta oynadıkları Gaziantepspor maçı sonrası aldığı eleştirilerden sonra kimi spor yazarları için “kılavuz karga, leş kargası” benzetmesi yapması, O’nun da psikolojik olarak bu durumu “kaldıramadığını” gösteriyor. Yılların tecrübesi Denizli’nin bu ruh hali ilerleyen haftalarda mutlaka değişecektir ama yeni sezona gayet “formsuz” başladığı da açık seçik ortada.<br />
Bu tecrübedeki teknik adamın böylesi zamanlarda “çenesinden çok tecrübesini konuşturması” kanımca makbul olandır.<br />
Aksi takdirde; doğan polemikler ile uğraşmaktan takımına ayıracak zaman bulamayabilir!</p>
<!-- Either there are no banners, they are disabled or none qualified for this location! -->
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=3292&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/800-binden-8-milyona.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beşiktaş&#8217;ta olması gerekenler</title>
		<link>http://www.futbolistan.net/besiktasta-olmasi-gerekenler.htm</link>
		<comments>http://www.futbolistan.net/besiktasta-olmasi-gerekenler.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 11:30:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yusuf</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müslüm Gülhan]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Beşiktaş yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Fabian Ernst]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Fink]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüm Gülhan yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Denizli]]></category>
		<category><![CDATA[Real Madrid]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.futbolistan.net/?p=2343</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Denizli’nin göreve gelmesi ile beraber, yeni sistemi de uygulamaya başlaması bazı tartışmaları da hatırlayacağınız gibi beraberinde getirmişti.
Sayın Denizli’nin de çok iyi bildiği gibi; saha içi sayısal diziliş biraz da elinizdeki oyuncu kalitesine bağlı olduğu futbolun gerçeğidir…
Denizli’nin hatadan dönüp, çift ön orta saha (çift ön libero) oyunu ile dörtlü savunma ve orta alan oyun kurgusu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mustafa Denizli’nin göreve gelmesi ile beraber, yeni sistemi de uygulamaya başlaması bazı tartışmaları da hatırlayacağınız gibi beraberinde getirmişti.</strong></p>
<p><strong></strong>Sayın Denizli’nin de çok iyi bildiği gibi; saha içi sayısal diziliş biraz da elinizdeki oyuncu kalitesine bağlı olduğu futbolun gerçeğidir…</p>
<p>Denizli’nin hatadan dönüp, çift ön orta saha (çift ön libero) oyunu ile dörtlü savunma ve orta alan oyun kurgusu, başarıyı da beraberinde getirmiştir.</p>
<p>Özellikle Ernst ve Cisse ile beraber oynadığı oyun kurgusunda…</p>
<p>Yapılan transferlere bakınca bazı soru işaretleriyle beraber bazı  kaygılar  oluşmakta, en azında bende…</p>
<p>Çift ön orta alan oyuncuları olarak Ernst ve Fink düşünüldüğüne göre, oyun kurgusunun da haliyle buna göre şekillenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Holosko ve Nihat gibi iki, sprinter ve geniş alan kullanmayı seven iki santrafor kullanılırsa, o zaman oyun kurgusunun merkezi nasıl ve neresi olacağı merak konusu olur.</p>
<p>Bu yapıdaki dizilişi ve oyunu en iyi herkesin hatırlayacağı gibi Real Madrid oynamıştı ve en başarılı dönemlerinden biriydi.</p>
<p>Şimdi bunu Beşiktaş uygularsa …</p>
<p>En önemlisi; Real&#8217;de o zamanlar oyunun merkezi kanatlardı…</p>
<p>Zidane Ve Figo üzerinden tüm oyun yapılandırılıp organize edilirdi…</p>
<p>Beşiktaş kanatlarda organize olacaksa Yusuf ve Tello ile ne kadar başarılı olur?</p>
<p>Yusuf’un oyun temposu ve direnci ile Tello’nun oyuncu kalitesi, oyun kurucu olarak  sorun teşkil edecektir.</p>
<p>Kanat merkezli oyun için şu an Beşiktaş’ın oyuncuya ihtiyacı var.</p>
<p>Diğer bir sıkıntı; bu oyun içindeki en önemli etkilerden biri de beklerin sürekliliği ve top kullanma kalitesinin yüksekliğidir.</p>
<p>Tekrar Real’e dönersek; Zidane ve Figo’nun içe yönelmeleri halinde, özellikle Carlos ve Salgado’nun oyuna girmeleri ve direkt golü kovalayan ataklarındaki kalite üst düzeydeydi.</p>
<p>Beşiktaş’a bakarsak; İbrahim’lerden Toraman sağda, Üzülmez solda oynamaktadır.</p>
<p>Toraman stoperden değişimle bek oldu, Üzülmez’in oyun yapısı yıllardır belli. (Azerbeycan ile Fransa maçlarındaki oyun farkı ortada)</p>
<p>Her ikisinin de oyuna katkıları ve en önemlisi topa sahip olma, oyuncu eksiltme ve topu kullanmadaki sıkıntıları belliyken…</p>
<p>Alınacak stoperlerin özellikleri bu kurguya göre olmalıdır; önde oyun kurulacağı için atletik, geri dönüşü kuvvetli ve topu oyuna sokmada sorun yaşamamalılar.</p>
<p>Zaten her stoper kendi savunma bölgesinde oynama becerisine sahiptir.</p>
<p>Rüştü’nün yaşı, fiziksel zaafları, yan top sıkıntıları, en önemlisi ayaklarını  iyi kullanamaması  kale için sorunlardır.</p>
<p>Bu yazdıklarım, birincisi; Şampiyonlar Ligi için bir kıyaslamadır…</p>
<p>İkincisi; Sayın Denizli’nin hedeflerinin büyüklüğüne göre bir yorumdur…</p>
<img src="http://www.futbolistan.net/?ak_action=api_record_view&id=2343&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.futbolistan.net/besiktasta-olmasi-gerekenler.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

