FutbolRöportajlar

Dünya Kupası Özel Röportajı: “Endüstriyel Futbol Kaybetti, Kolektif Akıl Kazandı!”

Hürser Tekinoktay, 2026 FIFA Dünya Kupası'nı, modern futbolun taktik dönüşümünü ve büyük final öncesi Lionel Messi ile Lamine Yamal'ın rolünü değerlendirdi.

Hürser Tekinoktay’la 2026 FIFA Dünya Kupası konuştuk.

Beşiktaş JK altyapısından yetişen, İtalya’da Lazio’da yaptığı stajla modern futbol anlayışını geliştiren; Çanakkale Dardanelspor ve Beşiktaş altyapılarında çok sayıda yıldız oyuncunun yetişmesine katkı sağlayan teknik direktör ve başkan adayı Hürser Tekinoktay ile 2026 FIFA Dünya Kupası’nı konuştuk.

“Endüstriyel Futbol Kaybetti, Kolektif Akıl Kazandı!”

Beşiktaş’ın Dobra İsmi ve Futbol Antrenörü Hürser Tekinoktay ile Dünya Kupası ve Pazar Günkü Büyük Final Üzerine:

Futbolistan: Hürser Hocam merhaba. Sizinle her zaman Beşiktaş’ı, Türk futbolunun yapısal sorunlarını ve altyapıyı konuşuyorlar ama bugün önümüzde dünyanın en büyük futbol sahnesi var. Dünya Kupası heyecanı pazar günü oynanacak dev finalle zirveye ulaşıyor. Turnuvayı teknik bir gözle siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hürser Tekinoktay: Merhaba, teşekkür ederim. Dünya Kupası her zaman sadece bir futbol turnuvası değildir; küresel futbolun yönünü, taktiksel evrimini ve hatta endüstriyel futbolun nereye gittiğini gösteren bir laboratuvardır.

Bu turnuvada özellikle futbol dışı etkenlerin saha içini nasıl etkilediğine şahit olduk.

Donald Trump, Infantino ikilisi FIFA 2026 Dünya Kupası’na en az Lionel Messi kadar damga vurdu. Hele 2 tane 3’er dakikalık su molası tam bir rezaletti.

Futbolun ritim kazandığı ve oyunun en yüksek tempoya ulaştığı bölüm, devrelerin 35 ile 45. dakikaları arasındaki zaman dilimidir.

Her iki yarının bu bölümlerinde heyecan ve sahadaki adrenalin doruğa çıkar.
Sözde “hydration break” denilen su molaları, tam anlamıyla bir reklam arasına ve ABD’deki tribün şovlarına dönüştü.

FIFA 2026 Dünya Kupası, bu Amerikan icadı reklam arasıyla belki de bugüne kadar yapılan turnuvalardaki reklam gelirlerini 3’e, 4’e katladı.

Bu turnuva, küresel futbolun yönünün giderek paranın istikametine çevrildiğini hepimize gösterdi.

Sahada dikkati çeken şey ise, saha dışının aksine yüksek bütçeli, “süperstar” odaklı ve tamamen bireysel menajerlik parlatmasıyla sahaya çıkan takımların birer birer dökülmesi oldu.

Bunun en büyük örneği Kongo Cumhuriyeti ve Kolombiya’yı geçemeyen Portekiz ile normal sürelerde İspanya, Arjantin ve Uruguay’a karşı maç kaybetmeyen Yeşil Burun Adaları oldu.

Özellikle Yeşil Burun Adaları’nın 29 futbolcusunun toplam değerinin 54 milyon Euro olduğuna bakarsak günümüz futbol piyasasının nasıl şişirildiğine ikna oluruz.

“Futbol artık sadece yıldız transfer etmekle kazanılmıyor…”

Futbol artık sadece “yıldız transfer etmek” ya da sahaya milyar dolarlık kadrolar sürmekle kazanılmıyor. Sahada kolektif akıl, fiziksel dayanıklılık ve en önemlisi “birlikte oynama kültürü” kazandı. İspanya gibi altyapıdan sistemli gelen, taktiksel disiplinden kopmayan ülkeler fark yarattı.

Bunu özellikle İspanya-Fransa maçında gördük. İspanya, oyunun büyük bölümünde Fransa’ya adeta top göstermedi.

Futbolistan: Tam bu noktada sormak isterim; turnuvada modern antrenörlük ve taktik trendler açısından sizi en çok şaşırtan veya “İşte modern futbol budur” dedirten ne oldu?
Hürser Tekinoktay: 1994-1995’te Zdenek Zeman’ın Lazio’su İtalyan futbolunda savunma ve savunmadan karşı atağa geçiş oyunlarındaki taktik disiplini o dönem ciddi bir fark yaratmıştı. Bu turnuva bize gösterdi ki “körü körüne topla oynama” (anlamsız pas trafiği) dönemi artık tamamen kapandı. Topa sahip olmak tek başına bir amaç değil, sadece bir araç.

Aynı Zeman’ın 30 küsur yıl önceki Lazio’su gibi karşı atağı en hızlı yapan takımlar fark yarattı. Buna en güzel örnek Arjantin karşısında 70’dakikayı 2-0 önde kapatan Mısır takımıydı. Karşı atakları müthiş yaptılar. Tartışmalı kararlarda takdir hakları Mısır’dan yana olsaydı, bugün Arjantin finalde olmazdı.

Modern futbolun en büyük değişimlerinden biri, rakip savunma hatları arasındaki mesafenin artık bütün takımlar tarafından 25-30 metre aralığında tutulabilmesi.

Bir de fiziksel kalite… Artık 90 dakika yetmiyor; uzatmalarda bile ayakta kalan, atletik kapasitesi yüksek takımlar ayakta kaldı. Bizim ülkemizde “koşmayan yetenekli oyuncu” algısı vardır işte, bu turnuva o zihniyeti tamamen tarihe gömdü. Sahada herkes savunma yaptı, herkes alan kapattı.

Herkes top ile kendi kalesi arasında kaldı. Artık koşmayan ve top ile kale arasına girmeyen oyuncunun modern futbolda yeri olmayacağını hep beraber bu Dünya Kupası’nda gördük. Özellikle İngilizlerin kaptanı Harry Kane bu alanda muhteşem bir örnek oldu.

“Menajerlerin Değil, Altyapının Yönettiği Sistemler Başarılı Oluyor”

Futbolistan: Siz yıllarca Beşiktaş altyapısında çalıştınız, genç yetenekleri Türk futboluna kazandırdınız. Bu Dünya Kupası’nda genç oyuncuların ve altyapı ekollerinin rolünü nasıl gördünüz?
Hürser Tekinoktay: Harika bir soru. Bakın, turnuvanın parlayan yıldızlarına bakın; hepsi kendi ülkelerinin ya da ciddi kulüplerin altyapı akademilerinden sistematik olarak çıkmış çocuklar. Futbolu menajerlerin, “Titan” figürlerinin yönettiği ülkeler değil; kendi öz kaynak düzenine yatırım yapan, kulüp ve federasyon düzeyinde ortak akılla hareket eden ülkeler buralarda yarı final, final görüyor.

Beşiktaş’ta da en büyük projemiz öz kaynak düzenini yeniden ayağa kaldırmak ve Afrika ve Avrupa dahil yıldız adaylarını herkesten önce bulup onları yetiştirmekti. “Paramız var” diye gelip kulüpleri borçlandıranlar, menajerlerin kapısında yatıp 33-34 yaşındaki sakat oyunculara milyon eurolar saçanlar bu turnuvayı izlememiştir bile. Altyapı yatırımı kısa vadeli bir inşaat projesi değildir, geleceği inşa etmektir.

İşte bu Dünya Kupası La Masia’nın yetiştirdiği Messi ile Yamal ve arkadaşlarının finalde alacağı sahneyle, doğru yapılan yatırımların futbolda meyve verdiği yer olduğunu bir kez daha herkese gösterecek.

Yarı Final maçları ve Pazar Günü Oynanacak Büyük Final İçin Görüşler

Futbolistan: Gelelim pazar gününe… Tüm dünyanın kilitleneceği o dev final maçı kapıda. Pazar günkü finalle ilgili analiziniz nedir? Sahada nasıl bir taktik savaş bekliyorsunuz ve sizin favoriniz kim ve tabii 2026 FIFA Dünya Kupası Yarı Final maçlarının nasıl buldunuz? Finale çıkan takımlar hak etti mi?

Hürser Tekinoktay: Öncelikle yarı finalleri değerlendirirsek şunu kesinlikle söyleyebilirim, yarı finali Thomas Tuchel ve Didier Deschamps kaybetti.

Deschamps İspanya’ya karşı son zamanlarda adeta menajerlerin desteklediği futbol sahaları dışından gelen sosyal medya odaklı YouTuber’ların ön alan baskısı diye futbol literatürüne sokmaya çalıştıkları tuzağa düştü.

Futbolda topu en kısa sürede kazanmayı amaçlayan İngilizlerin “forechecking” ve Almanların “gegenpressing” anlayışları zaten yeni kavramlar değil. Bu yaklaşımların kökleri İngilizlerde yaklaşık bir asır, Almanlarda ise yarım asır öncesine kadar uzanıyor.

Futbolda bu kavramlar tam olarak pres veya yüksek pres olarak adlandırılır. İngilizlerin forechecking’i rakip sahada yapılan maçı genellikle belirli bölümlerinde; rakip yana veya geriye oynadığı zaman, topu en rakip kaleye en yakın yerde kapmak ve gole hemen gitmek için uygulanan taktik bir baskıdır.

Aslen buz hokeyinden gelen bu terim, günümüzde futbol gibi diğer takım sporlarında da rakip oyunculara kendi yarı alanlarında baskı kurarak hata yapmaya zorlamak için kullanılır. Buraya kadar tamam ama bu maçın şekline ve şemaline bakmadan sürekli 90 dakikalık bir taktiğe dönüşemez.

Buna en güzel örneklerden biri, Montella’nın top rakipteyken üç stoperle oynayarak Avrupa Şampiyonası’nda elde ettiği başarının ardından, Dünya Kupası grup elemelerinde Konya’da oynadığımız İspanya maçıydı.

Konya’daki maçta millî takım, büyük ve anlamsız bir trende kapılarak ön alan baskısıyla oynadı ve 6-0 yenildi.

Sen İspanya gibi dar alanda ve dar zamanda topu en iyi ve en çabuk kullanma becerisine sahip bir takıma bu uydurma taktik ile ön alana çıkıp basarsan seni top diye oynarlar.

Montella’nın o günü topu göremeyen takımı ile Deschamps’ın yarı finalde topu göremeyen takımı arasında bir fark yoktu.

İspanya üstüne şuursuzca laf olsun diye gelen oyuncularla adeta 5’e 2 oynar gibi onları kırdı geçti.

Şayet Mbappe, Olise ve Dembele gibi son derece hızlı ve gole giden oyuncuların varsa, İspanya’ya ön alanda şuursuzca basmak yerine ikinci bölgede bekleyip hızlı forvetlerinle karşı atağa kalkmalıydın.

Sanırım o maç Deschamps’ın yerini Zinedine Zidane’a bırakacağı maç olacak…

Bir diğer yarı final maçı ise Thomas Tuchel’in inanılmaz kötü bir performansına sahne oldu.

İngiltere ve Harry Kane maça çok iyi başladılar ve müthiş bir performans ortaya koyuyorlardı. Gerçekten çok güçlüydüler. İlk yarı kesinlikle Arjantin karşısında bunu gösterdiler.

Thomas Tuchel, 55. dakikada gol atan Anthony Gordon’u yaklaşık 15 dakika sonra, 72. dakikada oyundan çıkarıp yerine bir stoper aldı.

Arjantin milli takım hocası Lionel Scaloni ise bu hamleye karşılık savunmadan Tagliafico’yu çıkartıp yerine Inter’in santraforu Lautaro Martinez’i aldı.

Neticede Anthony Gordon’un yerine giren savunma oyuncusu olan Ezri Konsa kendisinden yaklaşık 1 karış kısa olan Lautaro Martinez’in kafa vuruşuna mani olamadı. Ve maç orada döndü.

Bu futbolun adaleti ve ironisi oldu.
Biri önden adam çıkarttı, arkaya koydu, diğer arkadan çıkarttı öne koydu.
Öne koyulan kısa oyuncu, arkaya alınan uzuna rağmen golü attı ve oyun Arjantin’e maçı kazandıracak bir coşkuya girdi.

Thomas Tuchel’in skoru korumak için yaptığı bu hamlenin karşılığı futbolda yok.

Sen önde isen skoru arkaya çekilip savunma yaparak koruyamazsın. Bir tane yersen bir daha yersin. Oysa maçı kazanmak istiyorsan topu önde tutarak ve hatta bir tane daha atarak maçı tesadüflere bırakmadan  kazanabilirsin.

Futbolda önden adam çıkartıp arkaya oyuncu alarak skoru idare etmek isteyenlerin sonu genellikle hüsran bitmiştir.

Futbolda korkaklığa yer yoktur. Futbolcu da takım da hoca da cesur olmalıdır.

Bir başka konuda Tuchel’in duran topların rakipte olduğu pozisyonlara hiç çalışmamış olduğudur.

Maçlardan önce yapılan son idmanlarda topun rakipte ve takımda olduğu anlar taktiksel olarak çalışılır.

Arjantin ikinci yarıda yaklaşık 15 dakika içinde beş korner kullandı. Bunların hepsi paslaşarak yapılan Messi’nin kullandığı kısa kornerdi.
Rakibin paslaşarak kısa kullanacağı korner için 2 adam hazırlık yapıyorsa, sende 2 adamını oraya gönderirsin. 3 adam var ise 3 adam gider. Bunun çalışması mutlaka yapılır. Yapılmalıdır.

Son 15 dakika Arjantin’in attığı kornerlerde Messi’nin paslaşmasına karşı İngiliz takımının hiçbir reaksiyon göstermemesi böyle bir çalışmanın yapılmadığını belli ettiği gibi oyun anında da İngiltere kulübesinin kenardan buna seyirci kalması inanılır gibi değildi.

Futbolda çalışmadığınız yerden mutlaka yakalanırsınız. Bu adeta antrenörler için Murphy Kanunu gibi bir şeydir.
Nitekim Messi’nin paslaşarak kullandığı bu kornerler Murphy Kanunu gibi maçı çözdü.

Daha ironik bir şey söyleyeyim. Thomas Tuchel, skoru korumak için forveti çıkarıp kafa toplarında etkili olması amacıyla uzun bir savunmacıyı oyuna aldı. Oysa kısa, disiplinli ve çabuk bir oyuncuyu Messi’nin başına gönderseydi, belki yine maçı kazanabilirdi.

Muhtemelen o yarı finalde Thomas Tuchel’in sonu olacak gibi.

Thomas Tuchel’in ardından İngiltere’nin uzun vadede Eddie Howe gibi cesur, oyun kimliği olan yerli bir teknik direktöre yönelmesi, İngiliz futbolunun kendi teknik adam ekolünü ve kendi futbolunu yeniden güçlendirmesi açısından önemli olabilir.

“Dünya Kupası Finalinin kaderini Messi ile Yamal’ın performansı belirler”

Pazar gününe gelince bizi tam anlamıyla bir “satranç tahtası” bekliyor.

Final maçlarının kendi içinde çok farklı psikolojileri vardır. Orada taktik tahtasındaki kurgudan ziyade, baskıyı yönetebilen ve hata payını sıfıra indiren takım kupayı kaldırır.

Şu anda iki takım da buna oldukça hazır. Bana kalırsa bu finalde Luis de la Fuente ve Lionel Scaloni, Thomas Tuchel ve Deschamps’ın gösterdiği kötü performansı göstermeyecek.

Zaten şu ana kadar ki maçlarında takımlarıyla istikrarlı bir yönetim içindeler.

Taktiksel olarak analiz edersek:
Böyle maçların kaderini takımların orta sahaları belirler. Orta sahada fiziksel üstünlüğü kuran ve dönen topları (second balls) toplayan taraf tempoyu dikte eder.

İki takım da geniş alan bulduğunda ölümcül olabilecek silahlara sahip. Bu yüzden iki takımda savunma güvenliğini elden bırakmadan, önde yoğun baskıya yönelik bir oyunu maç taktiği olarak kullanmayacak.

Aksi takdirde savunma arkasına atılacak dikey paslar maçın kilidini açabilir.

Finaldeki iki takım da sahada daha çok “takım” gibi duran, kolektif oyunu bireysel şovların önüne koyarak buraya kadar geldiler.

İspanyolların topla tüm takım olarak birlikte oynaması, Arjantinlilerin ise Messi’ye karşı rakiplerin geliştirdiği her türlü sert savunma aksiyonuna takım olarak olay yerine koşarak gidip koruma kalkanı oluşturması, ilginç bir takımdaşlık örneği oluşturuyor.

Kağıt üzerinde şansları %50-%50 görüyorum. Kim oyunun temposunu kendi kontrolüne alırsa kupaya bir adım daha yakın olur.

Teknik kapasitesi yüksek harika ve taktiksel olarak ders niteliğinde bir final izleyeceğimizi düşünüyorum.
Finalin kaderini ise Messi ile Lamine Yamal‘ın bireysel performansı belirleyebilir.

Şayet Lamine Yamal finale iyi hazırlanır ve beklenen büyük çıkışı yaparsa, maça damga vurarak kupanın İspanya’ya gitmesinde başrol oynayabilir.
Yamal’ın böyle bir finale ihtiyacı var.

Aksi takdirde Yamal bunu başaramazsa, Messi’nin Arjantin’e bir kupa daha kazandırma ihtimali ciddi şekilde artar.

Bir anlamda finalin kaderi Yamal ve Messi’ye bağlı diyebiliriz.

Bu iki oyuncu kendi takımları için her an her şeyi yapabilecek, takımın üstüne çıkabilen az bulunan gerçek yıldızlar.

Futbolistan: Hocam bu keyifli analizler ve samimi cevaplar için çok teşekkür ederiz.
Hürser Tekinoktay: Ben teşekkür ederim, futbolseverlere keyifli bir final diliyorum.

Hürser Tekinoktay: “Hansi Flick Xavi’nin yerine Barcelona’ya gidecek.”

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu