FutbolGündem

Demirören Belediyespor’a doğru…

‘Önümüzde üç yıl var, bir ara yazarım’ dedim ama dinletemedim. Uğur Vardan ısrarlıydı: “İlla bir Beşiktaş Kongre değerlendirmesi olacak.”
Tamam ama Beşiktaş’ın yeni oligarşik yönetimine değinmeden önce biraz uzağa gidip oradan ülkeye bakmalı.

Biliyorsunuz Manchester United dünyanın en büyük kulüplerinden biri. Amerikalı yatırımcı Glazer 2005 Mayısı’nda 800 milyon sterlin yatırarak, kulübün yüzde 75 hissesini aldı.
Sonra da geri kalan hisseleri toplayarak kulübü borsadan çekti ve şahıs şirketi haline getirdi. Bir kesim taraftar buna tepki olarak ‘FC United of Manchester’ adlı kulübü kurdu…

Ken Loach’un, işçi sınıfının oyunu olarak futbola bir güzelleme olan filmi ‘Looking for Eric’i izlerseniz görürsünüz. FC United taraftarları da, Man U maçlarına gider ama öteki arkadaşlarıyla birlikte Glazer aleyhine sloganlar bağırmaktan geri kalmaz. Sloganları burada yazsam, gazete kapanır.
Bu sloganlar yerine ‘Yeter Malcolm Glazer Yeter’ deseler, kulübün patronuna aşk şarkısı gibi gelir bu, sadece onu söyleyeyim.

Cebinden 1 milyar sterlin’e yakın para yatıran Glazer ailesi, 2009 Haziran itibarıyla kulübün borcunun 700 milyon Sterlin’i bulduğunu açıkladı yıl sonunda.
500 milyon sterlin’lik tahvil çıkartarak kaynak yaratacaklarını ekledi… Bu açıklama United’ta bardağı taşıran son damla oldu. Sosyalist Alex Ferguson’u, sırf sahipleri protesto etmek amacıyla istifaya çağıranlar oldu.
Geçen haftaki Arsenal zaferinden daha fazla konuşuluyor bu olay taraftar arasında. Zaten o maçta Man U tribünlerinde Glazer’ın ‘hatırını soran’ pankartlar açılmıştı.

Sonunda, aynı zamanda kulüp taraftarı olan ünlü bir finans uzmanının liderliğinde bir girişim başlattı en etkili taraftar derneği… Kulübün mali tablolarını çıkartıp aklı başında bir alıcı arayışına girdiler.

Fukaranın çenesi

Beşiktaş ile Manchester United arasındaki benzerliğe dikkat çekmek için yazmadım bunları… Tersine, kapitalist ekonominin ya da paranın mantığı açısından bile bakıldığında arada ne büyük bir zıtlık olduğunu göstermek için yazdım.
Orada adam kendi parasını yatırarak kulübün sahibi oluyor. Borç de onun, alacak da onun. Bütün hesaplar denetim altında.

Bizdeki durumun ise endüstrileşen futbolla bir ilgisi yok. Olsa olsa feodalleşmesiyle ilgisi var. Kulüp kesesinden ağalık yani….
Kulüpleri alıyorsunuz, borçlandırıyorsunuz, yönetime çörekleniyorsunuz, sonra da kendi malınız gibi yönetiyorsunuz. Saçtığınız para kulübün, borç kulübün…
“Para her şeydir” diyen bir anlayış Beşiktaş yönetimine geliyor, “paramı alır giderim” diye korkutarak bir üç yıl daha kalıyor.

Beşiktaş açısından işin acıklı tarafı şu:
Demirören 5.5 yıl önce başa geçtiğinde kulübün ne onun ne de başkasının parasına ihtiyacı vardı. Hatta Fulya’yla ilişkin olarak bir Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı oluşturulsa Beşiktaş gelirinden gelir elde eden bir kurum olacaktı.
Yerinde bir futbol stratejisi izleyerek ve kendi yıldızlarını yetiştirerek Şampiyonlar Ligi’nde finali hedefleyecek hale gelebilirdi.

NationalTurk Haber

Şimdi ise kulüp Demirören’in kesesine bakar hale geldi. Kaynaklar çarçur ediliyor ama hesap sorulmasın isteniyor… Birçok kişi bu süreçten nemalanmak ve layık olup olmadığına bakmadan kendine bir iş bulmak için yönetimin yanına yanaşıyor. İşte feodalliğin bir göstergesi daha…

Daha da kötüsü, “Adamda nasıl olsa para var, ne yapalım” diye Demirören’i destekleyen bir kesimin olması… Zenginin parası fakirin çenesini yoruyor.
Fakir bu parayı güvence olarak görüyor. Demirören’e seçim kazandıran bir başka feodal etken.
Üstelik bu anlayış, 16 yıl bir memur emeklisi tarafından yönetilmiş ve o dönemde futbol âlemine örnek ve öncü olmuş bir kurumda yayılıyor.

Beşiktaş sonunda Demirören ailesinin parasının konuşulduğu, bu paraların nasıl harcandığının sorgulanmadığı bir aile şirketini dönüşüyor.

Beşiktaş’ın 1908’in özgürlük dalgasıyla 13 Ocak1910’da ilk tescil edilen spor kulübü olduğu, bu bakımdan çok anlamlı bir yüzüncü yıl yaşadığı unutuluyor.
O zamandan beri Beşiktaş’ın topluma hizmet eden canlı organizma olduğu kimsenin aklına gelmiyor.

Beşiktaşlı dönüşü

Ancak Beşiktaş’ın bir aile kulübüne dönüştüğünü söylemek, Kongre öncesinde oluşan muhteşem oligarşik ittifaka haksızlık olur. Daha düne kadar Demirören’e demediğini bırakmayanlar, hakaret edenler ama hesap sorulması gündeme gelince viraj alanlar orada.

Beşiktaş Kulübü’nden Beşiktaş Belediye Başkanlığı’na sıçrayan, oradan da Beşiktaş Başkanlığına sıçramayı umanlar orada.
Demokrasiyi saydamlık ve hesap verme rejimi değil, ortalığı gürültüye boğup hazır kıtalarla seçim kazanma oyunu sananlar orada. “Seçime siyaset bulaştı” diye kendi siyasi geleceklerini güvence altına almaya çalışanlar orada.

Bir şekilde para kazanıp da şimdi sosyal statü derdine düşenler orada. Beşiktaş hakkında tek bir görüşü olmayıp da vazgeçilmez adam edalarıyla ortalarda dolaşan, ekranda sesinin kısılmasına ses çıkarmayan, kongre üyesini yedirip içirmeyi politika sana ‘kulüp ağaları’ orada.

“Tarihin gördüğü en kötü başkan” diye Demirören’i eleştirenler orada. Her lafa ‘Beşiktaş değerleri’ diye başlayanlar orada. Sanki kulüp çok istemiş gibi “Buraya yıllarımı verdim” diye ağlaşanlar orada. “Kendimden önce Beşiktaş” deyip yönetime kara kapak yapanlar, sıra kendilerine gelmiş olmalı ki, orada.

Başkanlık için ortaya çıkıp sonra yedek üyeliğe razı olan ‘altyapı dehaları’ orada… (Yeri gelmişken, Batuhan, Ali Kuçik, Necip Uysal dahil şu anda adı geçen genç futbolcuların hepsi 2004’ten önce, yani Demirören yönetiminden önce giydi Beşiktaş formasını. Bu çocukları kulübe kazandıran adsız Beşiktaşlıların hakkını yemesin kimse.)

‘Beşiktaş duruşu’ diye tarihe muhteşem bir ‘Beşiktaş dönüşü’ armağan edenlerin ortak paydası Beşiktaş kaygısı bile değil. Ne Beşiktaş’ı çağdaş bir kulüp yapacak vizyonları var, ne dünyadan, ne futboldan anlıyorlar.

Tek ortak paydaları iktidarın bir ucundan yakalayıp Beşiktaş’ın nüfuzundan yararlanmak. Asıl şimdi politika bütün olumsuz yanlarıyla kulübün içine girdi.

Derin yarılma

Bir seçimden yüzde 65’lik bir zaferle çıkarsanız, orada müthiş bir coşku ve umut olur değil mi? Dolaşın bakalım Beşiktaşlıların arasında…

Beşiktaş’la ilgisi, Demirören’in oy pusulası olan sarı kağıdı zarfa koymaktan ibaret olan bindirilmiş üye kıtalarını bir yana bırakıyorum. Mevcut yönetime oy verenlerde bile geleceğe ilişkin bir umut yok.

Korkarım Beşiktaş hızla Demirören Belediye-spor olacak. Spor alanları gittikçe azalan Beşiktaş semtiyle de bağı kopacak. Spor sözcüğü sadece adda kalacak.

Yine korkarım güven bunalımı Beşiktaş’ta artarak devam edecek…
Demirören’e oy vermeyen 3000’e yakın üyeyi dışta tutarsak bu güven bunalımına Kongre de dahil olacak.

Yüksek giriş ücreti yüzünden Kongre kapıları yüzüne kapanmış taraftar ile yönetim arasındaki yarılma derinleşecek ve her durumda Beşiktaş ‘farklı’ olma özelliğini yitirecek.

“Sen de hep eleştiriyorsun, bir şey yapmıyorsun” diyen Beşiktaşlılar olabilir. Büyük ölçüde haklıdırlar. Beşiktaşlının Beşiktaş’tan başka gideceği bir yer yok.

Taraftarlık değişmez ama elbette onu yaşama biçimi dönem dönem değişir. Oligarşi kendi içinden çatlamazsa önümüzde zor bir üç yıl var.
Kim öle, kim kala. Özeleştiri yapmak için bol bir zaman bu.

İbrahim Altınsay

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu