GündemSpor

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’dan; Fatih Terim misyonunu tamamlamıştır!..

NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan’dan; Fatih Terim misyonunu tamamlamıştır!.. NationalTurk yorumcusu ve Haliç Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Müdürü Müslüm Gülhan, bugünkü “Fatih Terim siyasi ilişkileri ile sürece devam ediyor!..” başlıklı yazısında Türk futbolunun kanayan yaralarını ve çıkış yollarını NationalTurk’e yorumladı..

Haliç Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu Müdürü, NationalTurk yorumcusu Müslüm Gülhan,Türk futbolunun kanayan yaralarını ve çıkış yollarını NationalTurk’e değerlendirdi.

EĞİTİMLİ ANTRENÖRLER VE FEDERASYONUN ORGANİZE ÇALIŞMASI LAZIM

1) Öncelikle, Türk Futbolunun kanayan yarası olan sporcu yetiştirme konusuna değinirsek, genel anlamda bir sporcu nasıl yetişir? Bir antrenör, teknik adam ve eğitimci olarak bu sürecin maddi ve manevi yönünü ele alarak, konuyu spor adamı gözüyle nasıl değerlendiriyorsunuz?

Alt yapılardaki temel prensipler, federasyonların eğitim daireleri tarafından belirlenmesi gerekir. Tüm ülkede bir bütünlük arz eden kurallar olmalıdır.

Bunun yanında kulüplerin ana bütçelerinden alt yapıya aktarılacak paylar zorunlu olmalı ve takip edilerek maddi güvence kontrol altına alınmalıdır.

Sonrası ise sporcunun yetiştirilme sürecidir; buradaki iki unsurdan vazgeçilemez, birincisi doğru programın belirlenmesi, ikincisi kalifiye eğitimci barındırılmasıdır. Daha çok akademi mezunlarının burada istihdam edilmesi gerekmektedir, çünkü alınan eğimden dolayı çocuklara iyi birer rol modeli olurlar.

Unutulmaması gereken konu, alt yapılarda oyuncu değil önce insan yetiştirildiğidir. Tüm programlar eğitim konsepti üzerinden gitmeli, sadece branş üzerinden değil.

Örneğin, futbolda eğitim formasyonu almamış antrenörler çalıştırılmamalıdır ve alt yapı antrenörler norm kadro olarak çalışmalıdır.

Alt yapı eğitmenlerin tüm sosyal güvenceleri sağlanması çok önemli bir ayrıntıdır.

U17’nin altındaki tüm ligler yarışma statüsünden çıkartılarak analiz ligleri haline getirilmelidir.

YETERSİZ OLUP VE SİYASİ İLİŞKİLERLE BİR YERE GELENLER ARTIK FUTBOLDA OLMAMALI

2) Tabir-i caizse spor deyince, Türkiye’de futbolla yatıp, futbolla kalkan bir ülke konumundayız. Son yıllarda Türk futbolunun işlevselliği tartışma konusu durumun da. Şuan Türkiye’nin futbolcu yetiştirememesi, yurt dışına ihraç edememesi konusunda nasıl bu duruma gelindiği ve bu durumdan çıkmak için neler yapması hakkında ne gibi öngörülerde bulunabilirsiniz?

En önemli hata tespiti; futbolu yönetenlerin donanım olarak bu süreç içinde görev alabilecek kapasitede olmamalarıdır.

Alınan kararlar ise bu yetersizlikten dolayı ve siyasi atamalarla iş başına gelmelerinden dolayı; içerik olarak politik beklentilere cevap verecek yapı olacaktır. Futbol adına her hangi bir beklentinin oluşması söz konusu olamaz.

Türkiye’de alt yapıdan söz etmek dürüstçe olmaz, çünkü öyle bir kurgu yoktur. Haliyle futbolcunun yetişmesi tesadüflere dayalıdır bunun en iyi örneği Ardadır. Arda hakkında konuştuğunuzda en az beş hoca ortaya çıkar, tabi ki etkileri vardır ve hepsinin eline de sağlık, ama koşullar buna izin vermez o yüzden Arda kendi çabasıyla bir yerlere gelmiştir.

Oyuncu yetiştiremediğin sürece ithal edersin, o zaman da cari açık kaçınılmaz olur. Biz şimdi bu cari açığı yaşıyoruz, bilançolar bunu açıklıyor zaten.

Yabancı serbest olmadığından ve iyi oyuncu yetişmediğinden dolayı; rekabet ortamının oluşmaması bazı oyuncuların lige hâkim olmalarına neden olur, e haliyle yüksek maliyetlerle bu oyuncular aranan durumuna geçer, işte bu da başka bir açığa neden olur.

Alt yapı reformu yapıldıktan sonra ancak yabancı oyuncu serbest bırakılmalıdır. O zaman bir şeyler olabilir.

HİÇBİR BAŞARI TESADÜFLE GELMEZ

3) Haliç Üniversitesi futbol takımıyla 2004-2005-2006 yıllarında İstanbul Şampiyonluğu’na, 2006 -2010-2012 yılarında ise Avrupa Şampiyonluğu’na taşımış bir teknik direktör olarak, gençleri yetiştirmenizin ve Türk futboluna kazandırmanızın altında yatan sırlarınız nelerdir?

Öncelikle ben futbol uzmanıyım, yani bir doktor nasıl doktor olabiliyorsa bende öyle futbol eğitimcisi oldum.

Haliç Üniversitesinde önceliğim temel prensipleri belirlemek oldu, onları yerleştirdikten sonra ona uygun oyuncuları burslu alarak süreci devam ettirdim ve başarı zaten kendiliğinden geldi.

Saha içi ve saha dışı prensipler bir birinden farklıdır ama birbirini tamamlayıcı öğeler içerir, eğer bunları oyuncularınızla paylaşıp ortak davranışları benimsenirse süreç kalıcı olur ve zarar görmez.

Bu zor bir süreçtir ve demokratik bir takım unsurların olmasını da ister. Buradaki bilgi ve entelektüel donanım eğitimle oluşa bilecek birikimdir, tesadüflerle olamaz.

Bizim futboldan başka kaygımız yoktu, her düşüncemiz ve emeğimiz futbol içindi, bilgiyi kullanmaktan asla çekinmedik çünkü zaten sürecimiz bilgi üzerineydi, bu da başarıyı getirdi.

O yüzden 3 jenerasyon aynı başarıyı göstermiştir.

FATİH TERİM MİSYONUNU TAMAMLAMIŞTIR

4) Son 10 yılda 6 ayrı turnuvaya katılım için mücadele eden Türk Milli Takımı,2008 Avrupa Şampiyonası hariç,5 ayrı turnuvaya gidemedi. Bu 5 ayrı turnuvanın 1’inde Hiddink,2014 Dünya Kupası grup eleme maçlarının son 4 maçı olmak üzere,3 turnuva eleme maçlarının tamamında Fatih Terim görev başındaydı.2013 yılında tartışmalı biten Galatasaray kariyeri Terim, astronomik bir mebla ile, Milli Takımı dizayn etmek adına Türkiye Futbol Direktörü sıfatıyla tekrar Milli göreve getirildi. Dünü ve bugünüyle, Milli takım futbol direktörümüzü masaya yatırırsak, yetiştirilen futbolcular başta olmak üzere Milli takımımızın Terim dönemleri hakkında neler söyleyebiliriz?

Fatih Terim misyonunu tamamlamış birisidir, Futbolun dışında kalarak hayatını devam ettirmelidir.

Ne eğitim olarak, ne de mesleki donanım olarak bu gün ki sürece cevap verebilecek donanımlara sahip değildir.

Piontek’in mirası ile gelebildiği yere geldi artık, miras bitince siyasi ilişkiler ile sürece devam ediyor…

O yüzden süreci artık algı manipülasyonu üzerinden yürütmeye çalışıyor. Siyasi ilişkilerini bu kadar kullanmasının nedeni eksiklerinin süreci yürütemeyeceğinden dolayı, ancak bu ilişkiler sayesinde de etkisini devam ettireceğini çok iyi bilmesindendir. Yaşadığı ülkenin koşullarını çok iyi biliyor!

Futbol artık spor oyunu olmaktan çıkmıştır bu ülkede. Futbol bir ‘rant’ alanıdır, sürece dahil olanlar eğer bu koşullara hizmet ediyorlarsa buralarda kalıyorlar, aksi yok oluyorlar.

Fatih Terim bugüne kadar ne bir futbolcu, ne de bir antrenör yetiştirmemiştir. Çünkü kendisini geçebilecek bu tür unsurun ortaya çıkmasına asla izin vermez, o yüzdendir gurbetçi futbolcuları sevmez ve takımda tutmamak için elinden geleni yapar.

Egolarına hizmet için yaşar ve herkesin buna hizmet etmesini ister.

Artık para ile her şey doğru orantılıdır?

ALMANYA’DA YETİŞEN FUTBOLCULAR İYİ İMKANLARA SAHİPLER

5) Özellikle Nuri Şahin’in çıkış yılı olan 2005 yılını başlangıç noktasını alırsak günden bugüne Almanya’da yetişen futbolculara karşı ayrı bir ilgimiz bulunuyor. Abdullah Avcı döneminde tavan yapan bu ilgi, tam bir keşmekeşe dönüşmüş ve kurduğu kadronun neredeyse %90’ı Avrupa menşeili Türk oyunculardan oluşur olmuştu. Alman ekolünün başarısı ortadayken; Sizce Türkiye’nin Almanya’da yetişen futbolcuların peşinde olması bir başarımıdır yoksa acizlik midir?

Sadece Almanya menşeli çocukların peşine düşerek başarı sağlamak abesle iştigaldir ve ahlaki de değildir. Önce futbolun kendi ülke sorunlarını halletmek gerekir.

Ama Almanya kökenli oyuncuları da eğer uygulanacak doğru program içine sokabilirsek tabi ki katkısı olur. Ama bu tek başına çözüm olamaz.

Almanya’da yetişen oyuncuların koşulları hiçbir zaman burada sağlanmayacağı için çok önemli bir kaynak durumdadır Almanya…

Almanya da yetişen oyuncunun futbol anlayışı ile bizim anlayışımız bir bütünlük sağlayamamaktadır, en önemlisi başarı beklentileri değişkendir.

Gelinen süreç onlara da zarar vermeye başlamıştır. Önlerinde Dünya Şampiyonu olmuş bir takım var ve onlar oranın vatandaşlarılar, içinde bulundukları çelişki çok büyük bunu sadece milliyetçilikle açıklayamayız.

Artık futboldan beklentileri sağlayamayan Türkiye için ciddi bir kaynak kaybedilmek üzere…

YAŞAM TARZI FUTBOLCUNUN AYNASIDIR

6) Gökhan Töre’nin Mayıs ayında Fenerbahçe mağlubiyeti sonrası, akabinde maçtan bir kaç saat sonra gece kulübün de olması beraberinde futbolcuların kendilerine bakması ve sakatlanmaları tartışma konusu yaptı. Hemen sonrasında futbolcu beslenmesi-futbolcu sağlığı gibi teknik tartışmaları gündemimize girdi. Bir futbolcunun gerekli enerjiyi alması, kendine bakması ve training koch kavramı gibi futbolumuzun geri planda kalan konuları hakkında, bir teknik adam olarak nasıl yorumlarda bulunabilirsiniz?

Futbolun teknik ve taktik unsurları yanında ahlaki değerleri de vardır. Futbol kitlelere hitap eden çok büyük hacmi olan oyundur. İster istemez her oyuncunun yaşadığı toplum içinde kendinden oluşan bir misyonu vardır.

Bu misyonun getirdiği sorumlulukların farkında olması oyuncunun aldığı eğitimle ve yetiştirilmesi ile doğru orantılıdır.

Her ülkede futbol koşulları temelde aynı olmakla beraber, sosyal olarak ahlaki normlar farklılıkları belirler, işte burada bizim zaaflarımız ortaya çıkmakta, çünkü bir standardımız yok, skora ve koşullara göre davranışımızı belirliyoruz.

Futbol özgü koşulları tartışmak için tüm koşullarımız futbol olmalıdır, bizim ise futbol ile ilgili ne kaygımız, ne de beklentimiz var. Algı bizim için yeterlidir, bilgi ile kimse ilgilenmez, yaratılan toplum modeli budur.

Bu arabesk beklentilerde haliyle buna uygun yaşam koşullarını beraberinde getirir, işte asıl sorun bu; alt başlık kültürel yaşam şeklinin kabul görmesi ve gelişmesidir…

Futbol bizde sadece futbol değil.

BİZİM EKOLÜMÜZ YOK, İLERİYE YÖNELİK PLANLARIMIZDA YOK

7) Diğer ülkelerle kıyaslandığımız zaman Hollanda ekolü, Alman ekolü, İspanya ekolü gibi kalıplaşmış kavramlar karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra bu üç ülkenin son yıllarda katıldıkları turnuvalarda gösterdikleri başarılarda ayrı bir önem taşıyor. Bu ülkelerin gerek futbolcuları, gerekse yetiştirdikleri teknik adamlarla spora damga vurdukları görünüyor. Bu üç ülkeye baktığımız zaman, futbolcu ve sporcu yetiştirme adı altında neler söyle bilirsiniz?

Her üç ülkenin ekolü var, doğru ama bizim ekolümüz yok ki; buda doğru ve fark zaten burada başlıyor.

Ekol; genetik ve sosyal bilimler bakımdan en uygun olanı benimseyip uygulamaktır ve süreklilik arz eder. Ekolü olan ülkelerin uygulayacağı prensipler bellidir, politikaları sadece futbol üzerine olur, ancak nüans farkları bulunup eklene bilinir ve başarıda sürekli olur.

Her zaman bu ülkeler kısa, uzun vade programları hazırlayıp ona göre programlarını revize ederler, on yıl sonra ne olacağını düşünmezler, program bellidir.

Bizde ise her takımın farklı bir yapısı vardır, hatta her takımın üst yapısı ile alt yapısı farlılıklar içerir, yani birbirinden bağımsızdır. Bu kadar çelişki içinde futbolun doğrusunu bulmak mümkün değildir. Ve hangi koşullara bağlı olarak futbolcu yetiştirilecek, hiçbir şey belli değil haliyle…

Milli Takım da farklılık içerir, bu kadar ayrımda başarı olması sadece tesadüflere ve şansa kalmıştır.

İSTANBUL HEDEFİNİ DEĞİL, AVRUPA HEDEFİNİ BELİRLEMELİLER

8) Son olarak; İstanbul’a transfer olan, altyapılarda seçmelere girip İstanbul kulüplerine seçilen ve sonrasında İstanbul’a yerleşen gerek genç gerek tecrübeli futbolcuların zamanla kaybolduğu, mental sıkıntılar çekip, beklenilen verimin alınamadığı durumlarla karşılaşılıyor. Bu konuyu değerlendirerek, yeni nesil futbolculara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

İstanbul Türkiye içinde ayrı bir ülke gibidir. Yaşam farklılıkları ve çelişkileri çok yüksektir, haliyle dışardan gelen biri için risk içermektedir, burada ki koruyucu unsur; eğitimden başka bir şey olamaz. Mental olarak bu sporcuların geliştirilmesi sadece İstanbul hedefi değil, Avrupa hedefini de beraberinde getirir. İşte o zaman bu ülke kazanır. Bu sporcular kazanır.

Ama dezenformasyon o kadar fazla ki; süreci toparlamak çok zor olabiliyor çoğu zaman. Futbol fakir veya orta halli ailelerin çocukları tarafından seçilen zor bir branştır. Hele-hele eğitim sistemi ile yaşadığı çelişki o kadar büyük ki; lise birinci sınıfta çoğu çocuk okulu terk edip hayatını kurtaracağını sandığı futbolu tercih etmekte, işte gelinen noktadaki fedakârlık olarak görünen en büyük zaaf ve tehlike… Bunlar sonradan hayatını etkileyecek eksiklikler olarak karşısına çıkmaktadır, bunun en iyi uygulama alanı da İstanbul’dur.

Nereden baksan tutarsızlık…

Bağlantılar
Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı